4 Temmuz 2011 Pazartesi

OLMAZ SİYASİLER OLMAZ!

Ülkemizde tuhaf şeyler oluyor. Vatandaş ise anlamaya çalışıyor. Çoğu zamanda ‘aklım almıyor böyle şeylere’ diye geçiştiriliyor. Bu güne kadar yazıldı, çizildi. Kanal kanal gezen sözde aydınlar anlattı, tartıştı. Gelinen son nokta ise içinden çıkılmaz bir hal alan ülke gündemi!..

Seçimler sonucunda meclise gönderilen siyasilerin çoğu çoluk çocuğuyla mutlu mutlu mazbatalarını aldılar. Bir kanatları eksikti yeni seçilenlerin. Seçmen ise galibiyet ve mağlubiyet içinde izlemeye koyuldu.

Dedik ya; ülkemizde malzeme çok diye… Şimdi de yemin krizi ülke gündeminde. Kimisi der “gelmezsen gelme”, öteki der “gelmeyeceğiz” diğer öteki ise “başka ilde toplantımızı yaparız”…

Yemin sözü kuvvetlendirme, karşındakine güven verme ve inandırmak için kullanılır. Her ülke gelenekleri ve tecrübelerine göre yemin ederler. Dünyanın bir çok ülkesinde yemin etme zorunluluğu vardır ve Anayasa’ya bağlılık vurgulanır.
TBMM ant içmenin ana teması “Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalarak anayasa’ya sadakat ve milletin egemenliğini koruma ”dır.

Olmaz! siyasiler olmaz böyle şey. Sizler oraya ülkenin sorunlarına çözüm bulun diye gönderildiniz. Sorun üretin diye değil. İktidar olma yetkisi herkese meydan okuyun diye verilmedi. “Ben yaparım, benim dediğim olur” anlayışı ise sadece ülkede sorun yaratır. Kurumlar tek taraflı işler, kopukluk ve adaletsizlik baş gösterir. Sizler oraya elbette partiniz kanalıyla gönderildiniz ama, seçildikten sonra bütün ülkenin iktidarı oldunuz. Sizler ayrım yapamazsınız, kanun ve hukuk çerçevesinde ülkeyi yönetme yetkisi almış olduğunuz için bütün vatandaşlara eşit davranmak zorundasınız...

İktidar dışında meclise giren bütün siyasi partiler ise sorun yaratıcı değil, iktidarın yapmadıklarını, halkın yararına olan çalışmaları yaptırmak zorundasınız. Sizler demokratik haklarınızı kullanıyor olabilirsiniz. Sordunuz mu seçmeninize bizler yemin etmiyoruz ne dersiniz diye?

Olmaz! muhalefetin yemin etmeyen siyasileri böyle şey olmaz… Benim ve ben gibilerin iradesini yok sayamazsınız. Orası Türkiye Büyük Millet Meclisi, orası Türk Milletinin iradesi… Sadece ve sadece “adet yerini bulsun” anlayışı içinde edilen yeminin de hükmü olmaz. Oraya bütün bir milletin vebali ile gidiyorsunuz. Bölücü, ayrıştırıcı olamazsınız.

“Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma;
Hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma;

Toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma;
Büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim”.

Ant içme metninin eleştirilecek bir yönü yoktur. Siz seçilmişlerin ant içmekten kaçınmanızı anlamış değilim.
ACABA; laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma;
Ya da Büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim” demek mi sizin için zor? diye de sormadan geçemeyeceğim…

Tabi ki, hatalar düzeltilmeli ama bu şekilde değil. Eleştirmek ayrı, değiştirilmesini istemek ayrıdır. Kanun koyucu olan sizlersiniz. Çözümü bulmak zorundasınız ama meydan okuyarak değil.

Sayın milletvekilleri; Ağır ve önemli işleriniz, size, millet yolunda, esaslı hizmetler hazırlamaktadır Milletin sevgileri hayırlı ve faydalı çalışmalarınızda sizinle beraberdir » M.Kemal ATATÜRK

(1 11 1936, TBMM, 5 Dönem 2 Toplanma Yılını Açarken )

02.7.2011

Nermin AYDINLI

4 Haziran 2011 Cumartesi

ENDİŞELİYİM!!!

Yazmak neyi değiştirir diye düşünmekten Uzun zamandır elim klavyeye gitmedi. Acaba endişelerim de haksızmıyım, objektif mi bakmıyorum düşüncesiyle olanlara, olaylara tarafsız bakış açısı içinde olmaya çalıştım. Evet son günlerde hele seçime ramak kala endişelerimde haklı olduğumu anladım.

Endişeliyim! Siyasetin basitleşmesinden…

Ülkemiz o kadar zor günlerden geçiyor ki bizler maalesef seçim atmosferi içinde fazla algılayamıyoruz. Siyasi liderler ve adaylar meydanlarda güçlerini göstermeye çalışırken, ağızlarından çıkanları maalesef kulakları duymuyor. Be hey gidiler sen, ben diyeceğinize Ülkemiz ve halkımız için somut projeler orta koyun. Ülke kardeş kavgasına doğru sürükleniyor, ulusal bütünlüğümüz tehlikede, eğitim sistemimiz, sağlık sistemimiz çökmek üzere, emeklimiz perişan, halkımız, gençlerimiz işsiz, sanayimiz durmuş, tarım ve hayvancılık sektörümüz can çekişiyor vs.vs.vs….

Endişeliyim! Seçim meydanlarının arenaya dönüşmesinden…

Seçimlerde şimdiden kimlerin ne kadar oy alacağı üç aşağı, beş yukarı tahmin ediliyor. ‘Ülkemiz için hayırlısı olsun’ temennileri sanırım havada kalacak ve açılım hayalleri içinde Kürt meselesi seçimi şekillendirecektir. Seçim sonrası bölgesel özerklik hakkında anayasa şekillendirilecek ve böylece başkanlık sistemine doğru gidilmeye çalışılacaktır.

Endişeliyim! Ülkemin üzerinde kara bulutların dolanmasından…

Son günlerde anadilde eğitim konusunda yaygara yapan kendilerini entel sananlar sanırım; Dil’in insanların düşünce sürecini ve düşünme kapasitelerini belirlediğini gözden kaçırıyorlar. Ayrıca; Birbirimizle anlaşmayı, iletişimi sağlayan doğal vasıtadır dil. Kendi kuralları içinde yaşar ve gelişme gösterir. Dil, bir milleti oluşturan unsurların başında gelir. Milleti koruyan, bir arada tutan sosyal ve milli bir müessese olduğu” unutulmamalıdır.

Endişeliyim! Güzel Türkçemizin yok edilmeye çalışılmasından…

Anadilde eğitime geçilirse Türk/Kürt farklı okullara gidecek, öğrenciler birbirinden ayrışacak ve kopacaklardır. Birbirlerinden ırka dayanan ayrımı yaşayacak ve toplum uç noktalara sürüklenecektir. Bu olay Kürtçe ile sınırlı kalmayacak ve ülkemizde yaşayan diğer etnik kesimlerde kendi dillerinde eğitim isteme hakkına sahip olacaktır. Verilecek tavizler yetmeyecek ve isteklerin arkası kesilmeyecektir.

Endişeliyim! Ülkemiz üzerinde oynanan oyunlar sonucu Ülkemizin bölünmesinden…

Türkiye Cumhuriyeti öyle kolay kurulmadı. Kürdü, Türkü, Lazı, Çerkezi vs. etnik kökeni ne olursa olsun hep birlikte tek dil, tek din, tek bayrak, tek vatan için mücadele verdiler ve Türkiye Cumhuriyetini kurdular.

Asla Atatürk ilkelerinden, vatanın bölünmez bütünlüğünden taviz verilemez.

Endişeliyim! YA SİZ???

3.6.2011

Nermin AYDINLI

5 Mayıs 2011 Perşembe

ANNELER GÜNÜ

Hayatın acımazsızlığı kendimizden bir şeyler alıp götürüyor. Çoğumuz yaşamın ne anlama geldiğini, insanın insanca yaşamasında nelerin etkili olduğunu bilmeyiz bile!!!
Dedik ya! Hayat acımasız diye. Evet yaşamın acımasızlığı elimizde olan değerlerimizin kıymetini bizlere maalesef unutturuyor. Hele hele insanoğlunun hırsları artık idealizm olmaktan çıkmış orman kanunlarının uygulanır olması kanıksanmış, dost, ahbap ilişkileri menfaate dönüşmüştür.
Değerlerimiz, kültürümüz ve yaşantımız gittikçe yok olmaktadır. Örf ve adetlerimizde olmayan sıra dışı yaşantılar ahlaki ve toplumsal dejenerasyona neden olmaktadır. Dünya’ya açılan pencere olarak bilinen televizyonun toplum üzerinde ki etkisi büyüktür. Özellikle gençler arasında şiddet ve gerilim dozajı artmakta ve ailelerin çocukları üzerindeki etkisi yok olmaktadır. Çağdaşlık, modernlik, özgürlük şeklinde verilmeye çalışılan sapkın derecede ki fikirler özellikle Türk toplumunun gelenek, görenek ve ananelerinin yok olmasına neden olmaktadır.
Türk aile yapısı ve değerleri günümüzde değişime uğramaya başlamış, aile, anne baba, hısım, akraba kavramları sorgulanır hale gelmiştir. Artık anne, babalar çocuklarının yaşam alanlarından uzaklaştırılmış neredeyse kendi kaderlerine terk edilmeye veya günümüzde moda olan Huzurevlerine bırakılmaya başlanmıştır. Kimi özentiden, kimi yaşamın kendisine sunduğu ihtişamdan etkilenerek sene de, veya sadece bakım parasını üstlenerek evlatlığını yaptığını düşünen koklamaya kıyamadığı yoksulluk veya sefa içinde büyüttüğü yavrusundan hak etmeği muamele görmesi ne kadar acı değil mi? Onların yerinde olmayı hangimiz isteriz?
Evlatları tarafından aşağılanan, beğenilmeyen, horlanan anne babaları gördükçe içim sızlar ve; “Allah’ım benim de anne-babam yaşasaydı, ömür boyu dizlerinin dibinde olsaydım” derim.
Bizim en değerli varlıklarımız olan anne-baba- ve büyüklerimize kişi her ne, hangi makam ve mevkide olursa olsun sahip çıkalım. Onlar utanılacak kişiler olmayıp, övünçle, kıvanç ve gururla sahip olduğumuz değerlerdir. Lütfen onlardan ilginizi eksik etmeyin. Onların hayır dualarını alın. Bir gün o yaşa geleceğinizi Unutmayın!
Bütün annelerin ve kadınlarımızın ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN.
Nermin AYDINLI

27 Ocak 2011 Perşembe

TÜRK KADINI

Ülkemizde inanılmaz olayları kanıksadık maalesef. Çoğu zaman şaşırmıyor ve tepki vermeden izlemekle yetiniyoruz. Bize dayatılmaya çalışılan bazı düzenlemelerin neler olduğunu sormuyoruz veya soramıyoruz. Açlıktan ölen bebeklerin, insanların, yoksulluktan hastanelere alınmayanların çığlığını bile duyamıyoruz? O kadar kapanmışız ki içimize, kendimizle yüzleşmeye korkuyoruz.

Bu isyanım sadece bir yurttaş olarak vicdanımın sesidir. Sosyal devlet anlayışı çerçevesinde gereğinin yapılmasını istemektir.

Televizyonları, gazeteleri takip ederken insanı inciten, insan onuruyla oynayan o kadar şeyler izliyoruz ki bazen insanlığımızdan şüphe eder hale geliyorum. TV. Kanalları evlendirme programlarıyla birbirleriyle yarışıyor. Herkes her şeyi bırakmış yaşlısı, genci buralardalar. Ayrıca ilk Cumhurbaşkanımızı, Bakanları vs. buna benzer sosyal ve kültürel soruları bilemeyenlere ne dersiniz? Ne yazık ki ağlanacak halimize güler olduk.

Seçimlerin yaklaşması nedeniyle siyasilerin konuşma teknikleri zirvenin doruklarında… Birbirlerine laf yetiştirme yarışındalar.

Ya birileri bilerek ülke gündemini değiştiriyor, ya da siyasi erklerin üslubu bu şekilde mi acaba diye kendime sormadan edemiyorum.

” Hayat Şarap ve Kadın Değildir”
Diyen değerli hocam Ömer SAĞLAM’ın insanın anlayacağı şekilde açıklayıcı, bilgilendirici, düşündürücü tüm yazıları için kendisine teşekkür ederim.

Cumhuriyetle birlikte başlatılan modernleşme ile kadınların sosyal ve kültürel alanlarda, çalışma hayatında, toplumsal yaşamda, siyasette erkeklerle eşit haklara sahip olmaları hedeflense de istediği yere gelememiş ve hep cinsel obje olarak görülmüştür. Kadının sadece bir obje olarak görülmesi son derece rahatsızlık vericidir. Hele hele kadına şiddet, töre cinayetleri ise vahşet ve ilkellik göstergesidir. Ülkemizin en büyük hukuk sorunudur. Bu sorun en başta eğitim ve yasalarla aşılır. Maalesef günümüzde eğitim düzeyi düşük ve gerekli önem verilmemektedir.

Ayrıca toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadan demokratik, çağdaş bir ülke yapısına sahip olunamaz.

Bizi bizden iyi tanıyan Napoleon Bonaparte;
“İnsanları yücelten iki meziyet vardır: Erkeğin cesur, kadının namuslu olması. Bu iki meziyetin yanında hem erkeği, hem kadını şereflendiren bir meziyet vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak.İşte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki Türkler öldürülebilir, lakin mağlup edilemezler.” Diyen Napoleon Bonaparte’ın bu tespiti gurur vericidir.

Tarihe damgasını vurmuş kahraman Türk kadınlarını saygıyla anıyorum. Türk kadınları icabında tereddütsüz canını feda edecek kadar vatanına bağlıdırlar.

Kadın, erkek kim olursa olsun insanın insan olduğu unutulmamalıdır.

27.01.2011
Nermin AYDINLI

23 Aralık 2010 Perşembe

ÇALIŞTAY

Sonunda bu da oldu. Evet evet yıllardır dökülen kanların nedeni ortaya çıktı. Diyarbakır’da yapılan Demokratik Özerklik Çalıştayı Kürdistan rezaletini ortaya koydu.

Yapılan bu çalıştayda;

a-Kürt sorununun çözümü için en önemli proje demokratik özerkliktir. Hedefimiz, demokratik özerk Kürdistan’ın inşasıdır. Demokratik Özerk Kürdistan Toplum Kongresi, Demokratik Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosuna kendi temsilcilerini göndererek “Ortak Vatan” politikalarına dahil olur.

Dikkat edilecek husus;
“Türkiye Cumhuriyeti’nin adı “Demokratik Türkiye Cumhuriyeti” olacak. Ve Türkiye, Türk-Kürt ortak vatanı olacak”!!!


b-Demokratik Özerk Kürdistan, kendini temsil eden özgün bayrak ve sembollere sahiptir.

c-Türkiye ve Kürdistan’ı ortak vatan olarak görmekteyiz. Yeni Demokratik Özerklik hukuku, yeni Türkiye Cumhuriyeti anayasası ve AB hukuku tarafından tanınarak yasallığı sağlanmalıdır.

Bölücülük devam ediyor;

d-Öz savunma örgütlü topluma dayanır. Varlığını korumanın olmazsa olmazıdır. Kürtler işgalci ve istilacı güçlerin saldırısından günümüze kadar her türlü işgal ve saldırılara karşı varlığını korumak için öz savunma içinde olmuştur. Şehir, kasaba, mahalle ve köylerinde yaşayan tüm halklar faşist, gerici ve soykırımcı (dedikleri; Türk Ordusu ve Türk polisi oluyor)saldırılara karşı bilinçli ve duyarlı olmalı, toplumsal direnişi ifade etmelidir.

e-Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımı sağlanmalı, Kürdistan’ın resmi dili Kürtçe ve Türkçe olmalı. Hizmet dili Kürtçe olmalı. Bölgede ki ekonomik kaynaklar kurulacak olan Kürdistan devleti tarafından kontrol edilmeli vs.vs.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bir yurttaşı olarak böyle rezalet görmedim. Ülke içinde bir ülke kurulmasının konuşulması demokratikleşmek ise ben demokrat olmak istemiyorum. Bağımsızlık uğruna bu güne kadar dökülen kanların hesabını kimler verecek!
Bu cennet vatanımızın birlik ve beraberliğini istemeyen Atatürk’ün bizlere emanet ettiği laik Türkiye Cumhuriyetinin yıkılması için elinden geleni yapan iç ve dış nifaklar son kozlarını oynamak için arenadalar. Sözüm ona kendini yazar çizer olarak niteleyenler TV. Kanallarında boy gösteriyorlar.

Kanıma dokunuyor kanıma!

Açılım ve Demokratikleşme adı altında her şey allak pullak edildi. Bir sevda peşinde koşanlar Türk ulusu ile oynuyor. Milletin meclisinde, Türk milletinin paralarıyla meydan okurcasına konuşuyorlar. Parçala, böl, yönet bermuda şeytan üçgenini uyguluyorlar. Neymiş efendim sadece düşünülmüş ve tartışılmış. Nasıl bir düşünceymiş bunlar da zafer kazanmış edasıyla açıklamalar yapılıyor. İşsizlik, yoksulluk ve ülkenin bütün sorunları çözülmüş, halkın refah seviyesi yükselmiş de, tek sorunumuz olan kürt sorununu konuşur hale gelmişiz.
Toplumsal mutabakat diye toplumu germeye hiç kimsenin hakkı yok.

Yazık çok yazık!

Bu güne kadar Türkiye Cumhuriyetinin her bir vatandaşı eşit haklara sahip olmadı mı? Yok siz Kürtsünüz de bu haklardan yararlanamazsınız mı dendi? Benim Anadolu’ma, kasabama, köyüme hizmet edildi de, doğu ve güneydoğuya mı hizmet götürülmedi? Kürt vatandaşlar aç, susuz, eğitimsiz deniyor. Peki! Yoksulluk içinde kıvranan bu devlete vergisini ödeyen diğer vatandaşlar ne yapsın?

Yeter artık!
Bu sinsi oyunlarınız ile şehit kanlarıyla sulanmış bu toprakları parçalamaya,
Türkiye Cumhuriyetini bölmeye gücünüz yetmeyecektir…

“Bu memleket dünyanın beklemediği, asla umut etmediği ayrıcalıklı bir var oluşa sahne oldu. Bu sahne en az 7 bin senelik bir Türk beşiğidir. Beşik doğanın rüzgarıy’la sallandı; beşiğin içindeki çocuk doğanın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk doğanın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu sonra onlara alıştı; Onların oğlu oldu. Bir gün o doğa çocuğu, Doğa oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu... Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.” M.Kemal ATATÜRK
23.12.2010

Nermin AYDINLI

7 Aralık 2010 Salı

TOPLUM OLARAK NEREYE GİDİYORUZ?

Günler günleri kovalarken bir oyana, bir buyana savrulan vatandaşın ülkemizde olanlardan haberi bile yok. Geçim derdine düşen yoksul halkı ise hiç mi hiç düşünen yok. Devlet erkanı ise kendi halinde açıklamalar ise çelişki dolu. Biri “emeklinin satın alma gücü arttı” diğeri ise “emekliler açlık ve yoksulluk sınırı altında” olduğunu söylüyor. Kime inanalım, kime dert yanalım. Ah ile vah ile ömrümüzü mü geçirelim. Yoksa peri masallarında olduğu gibi hayal dünyasında mı yaşayalım…

Seçimler yaklaşırken siyasi arenada hızlı gelgitler yaşanmaya başladı. Demokrasi, ifade özgürlüğü, düşünce hürriyeti çağdaşlık olduğu söylense de uygulama kişilere göre değişiyor. Sen ondansın, sen bundansın, bana karşı isen suçlusun anlayışı ne yazık ki almış başını gidiyor.

Vatandaş kendi derdiyle uğraşırken politikanın sadece kendisine verilen patates, soğan vs. yardımlar olduğunu düşünmesi normal değil mi sizce? Sandıklara halkın iradesi mi yansıyor acaba? işsiz, çocuğuna haçlık veremeyen, evine bir lokma ekmek götüremeyen anne, babadan kimin haberi var sorarım size...

Dünyayı sarsan WikiLeaks belgeleri hiç etkilemedi bile!!!

18.Milli Eğitim şurasında “Andımız” ve İstiklal Marşı’nın okunması zorunlu olmaktan çıkarılmasında ki amacı soranımız var mı?

Kıbrıs’ta neler oluyor, Ülkemizde demokratikleşme adı altında yapılan pazarlıklar, Türk Hava Sahamızın daraltılması, Sağlık ve eğitimde olan sorunlar, Tarım, Hayvancılık, Sanayi, Ekonomi vs.vs. sorunlar sanırım hiç biri bizi ilgilendirmiyor ne dersiniz?

TOPLUM OLARAK NEREYE GİDİYORUZ? Diye soranımız varmı???



07.12.2010

Nermin AYDINLI

28 Ekim 2010 Perşembe

YANDIK Kİ NE YANDIK...

Ülkemiz terör belasıyla yıllardır şehitlerine ağladı ve ağlamaya da devam ediyor. İmralı’da yatan vatan haini artık Türkiye Cumhuriyeti ile pazarlık yapıyor. Kürt hakları, demokratikleşme, çağdaşlaşma derken bir takım şeyler hafızalarımızdan silinip gitmişken TV. Kanalının birinde ucube giyinişli ve geçmişiyle övünürcesine konuşan bir kişi bizlere tekrar hatırlatılıyor. Bu kişinin kim olduğunu Fadime Şahin ismi geçtiğinde hatırlamayanımız olmaz sanırım. Evet, bu kişi Müslüm GÜNDÜZ.
Ekran da o kadar rahat o kadar da keskin sözler sarfediyor ki.”Kemalizm’in sonunun geldiğini, bu rejimi yıkmak istediğini açıkça söyleyen benim için hiçbir değeri olmayan bu şahsın bu güvenceyi nereden aldığını sormadan edemeyeceğim??? “Rejim bizi yere vurdu. Ama bizde rejimi yıktık” diyor ve ne kadar acıdır ki hukuk tarafından hiçbir şey yapılamıyor. Nerede kaldı devletin anayasal güvencesi?
Hele hele programcıların meczup diyeceğim bu kişinin konuşmaları karşısında gülmelerine ne dersiniz? Türkiye Cumhuriyeti nerelere gelmiş.Vah vah!!!Vatandaş ise ne halde bilen yok. Duyarlı, aydın ve geleceğinden endişeli olanların çığlığını duyan yok.
Demokratikleşme eğer bu kelimelerde gizli ise yandık ki ne yandık!!!
Bu kişinin özel hayatı hiç kimseyi ilgilendirmez ama söyledikleri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesi ilgilendirir. “Demokratik hakkını kullanıyor” diyenleriniz olacaktır ama maalesef ben rahat bir şekilde söylenenler karşısında gülemeyeceğim.
Affedersiniz ifade özgürlüğünü unutmuşum!!!
Sanki bir öncekiler ve yapılmak istenenler kapatılırcasına her gün gündeme yeni olaylar sunuluyor. Laikler ve anti laikler, Müslümanlar ve gayri müslimler, açıklar ve kapalılar, Türkler ve Kürtler vs.vs. şeklinde ayrıştırmak Türkiye Cumhuriyetini parçalamak ve bölmek değil de nedir?
Tabiî ki Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan herkes eşit olmalı, yurttaş anayasal güvence altında haklarını aramalıdır ama bu da vatan hainliğiyle karıştırılmamalıdır.
Lütfen kendimize gelelim her şey çok geç olmadan…

28.10.2010
Nermin AYDINLI