31 Temmuz 2009 Cuma

KÜRT AÇILIMI

Ayrılıkçı terör örgütünün başı ve binlerce kişinin katili olan Abdullah ÖCALAN’ın İmralı’dan avukatları aracılığı ile gönderdiği bilgiler üzerine kürt sorununun çözümü için çalışmalara hız verildi. Gazeteler de, televizyonlar da kürt meselesi üzerine yayınlar yapılıyor,uzmanlar,sözde aydınlarsaçma sapan görüşler ortaya atıyorlar.İçişleri bakanı “Kürt meselesi olarak adlandırılan meselenin de vatandaşlarımızın demokratik haklarının genişletilmesi ve pekiştirilmesiyle, nerede yaşarsa yaşasın her vatandaşımızın kendisini devletin eşit ve hür ferdi olarak hissetmesini sağlamakla çözülebileceğine inanıyoruz”diyor. Peki!Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Kürtler bu ülke de hiçbir şey olamazlar ve hiçbir hakka sahip değiller diye bir hüküm mü bulunmaktadır.Türk-Kürt yıllarca aynı topraklarda birlikte yaşamadı mı, kız alıp vermedi mi?devletin her kademesinde yer almadılar mı?Mecliste temsil edilmiyorlar mı?Bu sorun kürt halkının sorunu değil,bu feodalitenin sorunudur.Ağaların, beylerin sorunudur.Şeyh Saitlerin öcünün alınmasıdır. Kemalist düzenin yıkılması sorunudur. Maalesef ülkemiz çıkmazlara doğru götürülmektedir. Bir katilin muhatap alınarak ve işbirlikçilerle birlikte yol haritası çizilmeye çalışılması bu ülkeyi bölmekten başka bir şey değildir. Türk birliğini bozmaktır. Türkiye Cumhuriyetini parçalamaktır. Bu davranışlar insanları kamplara ayırmaktır ve iç çatışmalara sürüklemektir.Yıllarca el ele kol kola olan milletimizi birbirine düşman etmektir.Bu da birilerinin maalesef işine gelmektedir Bu demokratikleşme değil anti demokratikleşmedir.Çerkezlar,lazlar vs…Çıkıp bizim de haklarımız çiğneniyor derse ne olacak hiç düşündük mü?...Hakların iyileştirilmesi bütün kesimi kapsamalıdır. Sadece Kürtler olarak algılanmamalıdır. O zaman benim haklarımın da ihlal edildiğini söylesem yanlış olmaz. Sadece belirli bir kesim(para ve mallarının hesabını bilmeyenler) bu ülkede rahat yaşamaktadır. Peki işsiz, aç ve her türlü sorun ile mücadele eden (yoksullar) kesimin hakları ne olacak. Beyler!....lütfen kendinize gelin bu ülkenin tek sorunu İŞSİZLİK,KALKINAMAMAK yani siyasi erklerin beceriksizliğidir…Boş lafları bırakın,insanları kamplara bölmeyin.İşinize bakın da işsizliği nasıl önleriz, nasıl kalkınma programıyla ülkeyi refaha çıkarabiliriz, gençlerimize aydınlık yarınları nasıl bırakabiliriz onun planlarını yapın.Sizin derdiniz KEMALİST düzeni yıkmak değil,ilelebet Türkiye Cumhuriyetini nasıl yaşatabiliriz hesabını yapmaktır.Bu konular çok hassas lütfen kendinize gelin!...Bir tek TÜRKİYE CUMHURİYETİ devleti vardır ve var olmaya da devam edecektir.



31.07.2009
Nermin AYDINLI

28 Temmuz 2009 Salı

GÜNDEM

Birkaç gün ülke gündeminden uzaktım. Ne internet,ne gazete,ne radyo ne de televizyon…Bunların hepsinden uzaklaşmak daha doğrusu her şeyden uzak durmak…Dünya da bu şekilde yaşamak nasıl bir duygu?...Bu durumda ki insanlardan nasıl yararlanılır?...Nasıl kandırılır?...
Ülke nereye gidiyor? Ergenekon nedir, neler olmuştur, bizleri neden ilgilendirir veya ilgilendirmez…Terör ve binlerce Mehmetçiğin sonu… Ilımlı İslam söylemleriyle islam devletine doğru gidiş…AB hayali bizi nereye götürüyor?İşsizliğe çözüm bulunabilinir mi? Ülke ekonomisinin büyümesi ve daralması ne demek…Sanayi,tarım vs.vs.ne durumda?... Açlık sınırı, işsizlik sorunu,laik ve anti laik, kendini dindar niteleyenler ve dinsiz denilenler…Türklük ve Türkiyelilik, Atatürk ve Cumhuriyet, bağımsızlık ve özgürlük kavramları…reyting uğruna medyanın hali… Ülkemiz de, Kıbrıs ve dünya da neler oluyor?...Ülkemizin kaynakları ve zenginlikleri kimlere peşkeş çekiliyor?Demokrasi ve hukuk…
Evet bütün bu sorular ve cevapları …
Ülke gündeminden uzak duran veya bilerek bilgisiz bırakılan vatandaşa acaba bu sorular ne ifade ediyor?...Düşünmesi engellenen ve uyuşturulan toplum neden yaratılıyor…Sonucunda tüm ülke cehalete neden mahkum bırakılıyor?Peki! Bu cehaletin sonu tutsaklığa ve esarete gitmez mi? Ülkemize cehaletle birlikte giydirilmeye çalışılan kefen hepimizi diri diri mezara sokuyor… İçerde ve dışarıda ki işbirlikçilere ve kumpasçılara meydan bırakılıyor…Dar alanlarda yapılan siyaset ,çözümsüzlük ve duyarsızlık… Bütün kademelerde refüze çalışmaları…Bir kesim yatlar, katlar, laylalar derken, bir kesimin ise patates,soğan vs. yardımlara muhtaç hale getiriliyor…Toplum iki uç noktada,ne yapacağını şaşırmış…İnsan yaşamı ve insana verilen değer…Hayatlarda yaşanan dramlar ,Kimisini belki ilgilendiriyor kimisinin aklına bile gelmiyor. Yaşam ve hayat!...sorular ,çözümsüz sorunlar…Acaba hiçbir şey böyle değil de ben mi biraz karamsarım.Ya da dünyaya bakış açım mı değişik?İnanılması güç şeyler yaşanıyor,insanlar rotasını şaşırmış yön gösterecek birilerini mi bekliyor.
Ah! kurtarıcımız, dehamız Mustafa Kemal ATATÜRK ve kahramanlar sizlere ne kadar minnettarız . Esaret ve boyunduruk altına girmeyen bu şerefli Türk Milleti sizlerin yolunda daima olacak ve vatan hainlerine fırsat vermeyecektir. Bu millet değerlerine, adalet ve kardeşliğe sahip çıkacak, uyuşukluğundan ve uykusundan silkelenip ATATÜRK ve AZİZ ŞEHİTLERİMİZE eninde sonunda inşallah layık olacaktır.

26.07.2009
Nermin AYDINLI

11 Temmuz 2009 Cumartesi

ZİHİN KONTROLÜ

Zihin Kontrolü ve Beyniniz kontrol edilirse ne olur?Bu konu üzerinde TV.kanallarının birinde uzmanların konuşmaları dikkatimi çekti. Çok ilginç geldi ve bu konuları araştırmaya başladım. İlk önce fazla düşünmeye gerek yok, tabi ki bilinmedik güçlerin olabileceği, bazen de insanların bazı şeyleri engellemesi zor olacaktır diye kestirip atıyordum. Bu konuları çok boyutlu ve karmaşık buldum. Hakikaten bu dal üzerinde eğitim yapılması ve bu konulara ilgi duyulması gerekiyor. Günümüz de teknolojinin hızla geliştiği gerçektir. Bu gelişim olumlu yanları olduğu gibi olumsuz yanları da mevcuttur. Bu olumsuzluklardan en önemlisi maalesef insanların zihinlerinin kontrol altına alınabilmesidir.
ZİHİN KONTROLÜ NEDİR? Günümüzde psikotrop maddeler kullanılarak veya elektro-manyetik dalgalarla insan beynine etki edilebilmekte, düşünce ve davranışlar yönlendirilebilmektedir.
ZİHİNLERE HÜKMETMEK MÜMKÜN MÜ? Evet mümkün. Çok gelişmiş bilgisayarlar yardımıyla kişinin öfke, acı, endişe, küçümseme, ümitsizlik, dehşet, sıkıntı, kıskançlık, korku, uyku, terör…hallerinde beynin yaydığı radyasyon frekansları kaydediliyor daha sonra istenilen psikolojiye uygun frekanstaki elektromanyetik dalga dışarıdan gönderilerek elektromanyetik dalgalar sayesinde kişinin düşünceleri ve davranışları kontrol altına alınıyormuş. Ayrıca, bu elektromanyetik silahların beyin kontrolünden başka depremlere neden olabileceği, uçakları düşürebileceği de ifade edilmektedir. İnsanları kontrol etmenin verdiği iç gıcıklayıcı baskısı, bir de konunun esrarengiz olması zihin kontrolünü çekici kılmaktadır. Günümüzde insan zihni nasıl kontrol edilebilir? Peki ama niçin?Başta masum bir şekilde insana hizmet diye yola çıkılır (sağlık alanında)ve kısa sürede tehlikeli hale gelen ve fantezilere yol açan zihinlere hükmetmek fikri, soğuk savaş döneminde masumiyetini yitirir.Konu zihin olunca düşünülmesi gerekir.Bu gün hangi tehlikeyle karşı karşıya insanlık dersiniz? Gün gelecek dünyaya hükmedebilmek için fikri, güçlü ülkeler karşı karşıya getirilecek ve milyonlarca dolarlık bütçeler harcanacak, gizli operasyonlara neden olacaktır. Asıl trajik olan ise bilim dalında buluşların insanlık dışı kullanımı olacaktır.Beyin yıkama yöntemleriyle istenilen insan tipini yaratıp isteklerini yaptıracak ve kontrol altına alarak halkının davranışlarını düzenleyecek kontrol teknolojisi oluşturulacaktır.Bundan böyle aynı teknolojiyle bilgiler kodlanacak ve insan hedeflerine yöneltilerek zihin harbi oluşturulacaktır.Artık zihin okunması ve kontrolü çağı başlamıştır…Yani bu da bireysel hayatın gizliliğini ortadan kaldıracaktır. İnsan hakları ihlali göz göre göre yapılacaktır..Peki! günümüzde insan zihinleri nasıl etki altında?...En basit şekliyle gazete, kitap, radyo, televizyon ve hızına erişilemeyen internet aracılığıyla insanların zihinleri kontrol altına alınabiliyor.Biyolojik bir varlık olan insan çok kolay etki altında kalabiliyor.Bu nedenle günümüzde medyayı kimler daha iyi kullanıyorsa insanları da daha çok etki altında tutabiliyor demektir.
Maalesef günümüz dünyası kan gölüne dönmüş, insanlık dışı davranışlar sergilenir hale gelmiş, değerler kaybedilmiştir…Duyarsızlaşan toplumlar yaratılmaya çalışılmaktadır.Yani birileri duyarsız toplumlar, duyarsız bir dünya peşinde…Arkasından sömürge haline gelmiş ülkeler… İşte bunun için beyinlerimize hükmediliyor.Benim gelecekle ilgili kaygı ve endişelerim çok fazla peki ya sizin?.....

Nermin AYDINLI
13.07.2009

17 Haziran 2009 Çarşamba

YERELDE KADIN

Yerel siyaset kadınlar için neden önemlidir diye hiç düşündük mü? İlgisi olmayanlar bu da nerden çıktı, yerelin kadını erkeği mi olur diyecektir. Evet yerelin kadını ve erkeği olur. Acaba mahalleyi, ilçeyi, kenti, köyü, kısaca yaşadığımız ortak yaşam çevresini kadınlar ve erkekler aynı biçimde mi kullanıyoruz? Yani; yaşamın sunduğu ekonomik, toplumsal ve mekansal olanaklardan yararlanma fırsatları aynı değildir.Yerel düzeyde sunulması gereken birçok hizmetin yeterli ve uygun mahiyette sunulmaması durumunda ortaya çıkan boşluk ağırlıklı olarak kadınlarca doldurulur.Ya da üstlenmek zorunda olduğu işleri de yerine getirmekte zorlanır. Ev hizmetleri, çocuk bakımı, yaşlı bakımı vs. işler kadınlar tarafından yapılmakta ve kadınları sosyal ve kültürel yaşamdan uzaklaştırmaktadır. özellikle kırsal kesimlerde ve gecekondu bölgelerinde yaşam biraz daha ağırlaşmaktadır. (Çamaşırı elde yıkamak, suyu uzaktan taşımak işi vs.) Erkeğin para kazanması nedeniyle aile erkeğe bağımlı hale gelir ve dolayısıyla da bütün yük kadın ve kız çocuklarına düşer.
Çocuk ve yaşlı bakımının yanı sıra çarşı pazar alış verişleri kadının sorumluluğunda ve bunları yaparken de çocuğunu ve yaşlısını bir süreliğine bırakacak yerlerin olmayışı kadına daha büyük yük yüklemektedir. Peki! bunlar için yerelin fonksiyonu nedir? Mahallesinde veya birkaç mahalleyi kapsayan çocuk ve yaşlı gündüz bakım evlerinin olması kadınların biraz daha rahatlamasına neden olur ve kadının sosyal yaşamda olmasını sağlar.Ayrıca kent içi ulaşımın özellikle kırsal ve bölge ve şehirlerde mahallesine ve evine hapis olmuş kadınlar için ücretsiz olması halinde alışveriş alanlarına gidebilecek ve yaşamın sadece kendi evinin ve çevresinden ibaret olmadığını fark edecektir. Kadın kendisinin de bir birey olduğunu hissedecektir. Ulaşımda kentler kadın için güvenilir midir? Kent-içi ulaşıma ilişkin planlama ve kararlarda dahil olmak üzere mekansal düzenlemeler kentsel güvenliğin kadınlar için daha farklı ve genellikle de daha fazla anlam taşıdığı çoğunlukla hesaba katılmaz. Örn:Gece evine dönen bir kadının ne kadar çok zorlandığını tahmin ederiz.Durak dışında kadının inmek istediği zaman en yakın mesafede yani iki durak arasında indirmelerinde ne sakınca olabilir.Ayrıca alt ve üst geçitlerde özellikle de alt geçitlerde aydınlatma ve özel güvenlik önlemlerinin olmayışı kadını sıkıntıya sokmakta tacizler de önlenememektedir.Mahalle aralarında sokak lambalarının yetersiz olması kadın ve çocukları etkilemektedir.Oyun ve dinlenme alanlarının yetersiz olması çocuk ve kadını kısıtlı yaşama zorlamaktadır.Erkek parası olmasa da istediği zaman dışarı çıkabilir. Ya kadın?... Yoksulluktan ve yoksunluktan en çok etkilenen kadındır. Kendisine harcamayı lüks olarak gören kadın öncelikli sıranın çocuklarının ve ailesinin olduğunu düşünür.Kadın sadece günlük yaşam alanlarında değil karar alma mekanizmaların da da haksızlığa uğramaktadır.Peki kaç tane belediye başkanı ve belediye meclis üyesi kadın var?Olanlar da yeterli mi?Kadının temsili önemsenmez iken sorunlara ne kadar kadın gözüyle bakılabilir ve çözümler üretilebilir ki!...Yani kadınla ilgili her şey de olduğu gibi kağıt üzerinde kalan kadın hakları da görmezden geliniyor.Geçmişten bu güne kadın hakları konusunda gelişme yaşanmıştır ama yeterli düzeyde değildir.Ayrıca ataerkil bir toplum yapısına sahip olunduğu için kadın haklarını bilmemekte ve kendisine biçilen roller dışına çıkamamaktadır.Peki!Devletin vatandaşını cinsiyet ayrımı yapmadan ekonomik ve sosyal hayata sağlıklı bireyler olarak katılımlarını sağlamak öncelikli görevleri arasında değilmi dir?Görevleri arasındadır.Özellikle Yerel yönetimler yerinde yönetim olduğu için vatandaşının refahını düşünerek eşitlikçi hizmet üretmeli ve halkının barış içinde yaşamasını sağlamalıdır…
“Ey kahraman Türk kadını Sen yerde sürüklenmeye değil omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın. Dünyada her şey kadının eseridir.”
Mustafa Kemal ATATÜRK;

Nermin AYDINLI

7 Haziran 2009 Pazar

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ ÖNEMİ

Sivil Toplum nedir? Sivil Toplumun faydaları nelerdir? vb. soruları hepimiz sormaktayız. Günümüzde yaygınlaşan, sık sık konuşulan sivil toplum nasıl olmalıdır ve bir ülkenin gelişiminde ki rolü nedir?
Sivil Toplum; insanların tek tek yapamadıklarını beraber yapmasıdır. Yani birlikteliği, gönüllülüğü ve dayanışmayı temsil eder.21.yüzyılda önemli bir kavram olan sivil toplum, akademisyenlerin yanı sıra buralara gönül verenlerin de tecrübelerinden yararlanılması gereken yerlerdir. Meslek odaları, sendikalar, vakıflar ve hemşehri dernekleri sivil toplumları oluşturur. Bir ülke de demokrasinin ve ekonominin gelişmesinde sivil toplumun etkisi olduğu kadar da aktif vatandaşlık anlayışını da getirir. Sivil toplum, demokratik bir toplum yaratılmasında, devlet-toplum, birey ilişkilerinin demokratik bir şekilde düzenlenmesinde önemli bir rol oynar. İnsanların gönüllü olarak bir araya gelmesiyle bir şeyleri yapmak için kurulan sivil toplumlar finansal ve örgütsel sorunlarının yanı sıra vizyonlarını belirleyemediklerinden dolayı da sıkıntılar çekmektedir. 150 bin STK’nın olduğu ülkemizde bunlardan 80 bin tanesini STK'lar, 60 bini hemşehri dernekleri, 5 bini meslek odaları, 3 bin kadarını da vakıflar vs. oluşturuyor. Türkiye’de günden güne sayısı artan STK’ların etkili oldukları söylenemez. Yani, STK sayının yüksek olması, sivil toplumun Türkiye'de etkili olduğu anlamına gelmiyor. Sivil toplumun hem örgütsel yaşam olarak, hem demokratik yönetim tarzı olarak beraber düşünülmesi gerekir. Sivil toplumlar dostluk ve arkadaşlıkların kurulduğu, acıların ve sevinçlerin paylaşıldığı ortak yerlerdir. Aktifliği sağlar içe dönük yaşantımızı dışsallaştırır. Gelişmemiş veya az gelişmiş ülkelerde her ne kadar boşa harcanan zaman olarak görülse de STK’lar, İnsanların boş vakitlerini randımanlı ve yararlı bir şekilde geçirmesini sağlar ve topluma yararlı bireyler kazandırır. STK’ların maddi çıkarı olmaz. Bazı STK’ların hedef kitlesi kuruluş amaçlarında belirlenen kitleler olup, belirledikleri alan dışında bir şey yapamazlar yani içe dönük çalışırlar. Bu da şu soruyu akla getirir. STK’lar gönüllümü yoksa profesyonel mi olmalıdır? STK’lar hem gönüllü, hem de profesyonel olmalıdır. Profesyonellik fazla katılım sağlamaz. Sadece gönüllülük de finansman sorununu halletmez. Bu nedenle ikisi de ayrı ayrı düşünülemez. Sivil toplumu hem örgütsel yaşam olarak, hem demokratik yönetim tarzı olarak beraber düşünülmesi gerekir. Güven ilişkisine dayanan sivil toplumlar da maddi-manevi lafı olmaz. Sivil toplum aktif ve sorumlu vatandaşlığın yaşama geçtiği alandır. STK’lar siyasi otoritenin baskısından uzak, kamusal alanda etkili kuruluşlardır. Gönüllülük temeline dayan STK’lar çoğulcu demokrasiden katılımcı demokrasiye geçişi sağlar.Yani; katılımcı demokraside birey, kendine yeni yaşam kalıplarını birey olarak değil, STK’lar sayesinde siyasi partilere girmeden de sağlayabiliyor. STK’lar bireysellikten toplumsallığa geçişi sağlar. Kişi yurttaşlık bilincini kazanır.Günümüz de hukukun üstünlüğü, temel insan hak ve özgürlükleri, katılımcı demokrasi ve laiklik vazgeçilmez evrensel değerlerdir. Bu evrensel değerler çerçevesinde devletin bütünlüğünü bozacak ayrımcılığa sapmamak şartı ile art niyetlilerinin arka bahçesi olmayan STK’ların aracılığı ile talepler ifade edilebilir ve haklar korunabilir.
Kısaca;Sivil Toplum Kuruluşlarının yönetimler üzerindeki etkinliği, o ülkeleri daha çağdaş ve demokratik hale getirmektedir. Bu nedenle STK’lar demokrasinin olmazsa olmaz unsurları olarak toplumsal hayatımızın odak noktasında yer almalıdır.
Kaynak:STK araştırmaları

Nermin AYDINLI

26 Mayıs 2009 Salı

KİRALIK ÜLKE SINIRI

“53 yıldır tarım yapılmıyor. 3.5 milyon dönümlük arazi. Yabancıya verilirse 2058 yılına kadar Türkiye'nin sınırı yaban ellerde olacak. “ internet haberde gördüğüm bu başlık içimin bir kez daha cız etmesine neden oldu. Peki bu işin aslı nedir?
Türkiye, Suriye sınırı mayınlı bölge .Bu bölgenin mayınlardan temizlenmesi ve daha sonra bu toprakların kiraya verilmesi düşünülüyormuş… Buraya kadar doğru ve mayınların insanların hayatını tehlikeye soktuğunu, hayatlarını kaybeden binlerce kişinin olduğunu bu yüzden de oraların temizlenip yararlı bölge haline getirilmesinin doğru bir karar olduğunu hangimiz kabul etmez. AMA;? tartışmalar o kadar kritik halde ki! Bu da ülkemizi ve hepimizi etkileyecektir. Türkiye-Suriye sınırında ki mayınlı arazilerin temizliğini İsrail firması yapacakmış.Olabilir ama neden İsrail ???.
Gelelim bu toprakların durumuna;
Arazi çok büyük…53 yıldır bu alanda ekim yapılmadığı için toprak birinci kalitede ve verimi çok yüksek. Bu alan 677 kilometre…genişlik 300 ile 700 metre arası…Toplam 3.5 milyon dönümlük araziden söz ediliyor.Arazi Hatay, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin ve Şırnak illerini kapsıyor. Arazinin yüzde 80’e yakın bölümü birinci sınıf tarım alanı ve yüzde 70’i sulanabilir. Yani! bu toprakları alan yaşadı…
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan GÜNAYDIN,” mayınlı arazilerin açılması durumunda elde edilecek yıllık gelirin tahmini 20 milyon doların üzerinde olacağını, bu alandan 85 bin ton pamuk veya 102 bin ton buğday veya 212 bin ton mısırın elde edilebileceğinin mümkün olduğunu” söylüyor. Türkiye’nin tarım deposu niteliğinde olan bu arazi yıllardır dinlenmiş olduğundan organik tarım için ideal olduğu, dolayısıyla da bu araziden elde edilecek ürünün de doğal olması nedeniyle arazinin büyük değer taşıdığını öğreniyoruz.
Mayın temizleme işini yapacak şirketlere söz konusu arazilerin 49 yıllığına devredilebilinirmiş. Bu hususta da geçen yıl Haziran ayında yapılan yasal düzenlemede buna uygun şartlar bulunuyormuş. Bu haber kimimizin dikkatini çekti, kimimizin de dikkatini çekmedi. Sanırım yavaş yavaş topraklarımız da bizlerde kiracı durumuna geleceğiz.EEE paranın dini imanı yokmuş!!!

Nermin AYDINLI
26.05.2009

23 Nisan 2009 Perşembe

TRT ERMENİ FM

TRT Kürtçe radyo yayınından sonra TRT Ermeni FM.in de yayın hayatına başladığını biliyor musunuz?Evet, evet yanlış okumadınız Türk-Ermeni ilişkilerinin tartışıldığı bir dönemde tepki çekmemek için sessiz sedasız bir şekilde 1 Nisan sabahı yayına başlayan Radyo 6 Ermeni FM de diğer radyo kanalları gibi yayın yapacak. Ülkemizde Ermeni vatandaşların da demokrasiden yararlanmaya hakları yok mu ? diyenler olacaktır. Aynı coğrafyada yaşıyor olmamız, genelde benzeşen kültürlerimizin olması bazı şeyleri meşrulaştırmaz. Ülkemizde başka etnik kökenli (Çerkezler, Lazlar, Romanlar vs…) vatandaşlarımızın da yaşadığı unutulmamalıdır. NOT:(AB uyum yasaları çerçevesinde verilen haklar,emsal teşkil edeceğinden diğerlerinin de o haklara sahip olmasına engel değildir.) Yıllardır Ermeni ve PKK, ülkemizin en önemli sorunlarıdır. PKK terör örgütü nice yuvalar yıktı, nice kanlar akıttı ve bu günkü gelinen nokta (içime sindiremiyorum) meclise kadar girdi.Yani siyasallaştı.Bizim vergilerimizle resmi teröristliği elde etti.Orta Doğu projesi kapsamında Kürdistan haritasına ek olarak şimdi de Ermenistan haritası üzerinde çalışmaklar yürütülüyor galiba!...Çifte standart uygulayan ve ermeni mezalimi oldu diyenlere tarihi bir kez daha hatırlatalım:
“ Ermeniler; Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Türklerin hakimiyeti altında yaşamışlardır. Ermenileri Bizans'ın zulüm idaresinden kurtaran ve onlara insanca yaşama hakkını bahşeden, Selçuklu Türkleri olmuştur. Fatih döneminde ise, Ermenilere din ve vicdan hürriyeti en üst düzeyde verilmiş, Ermeni cemaati için dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek üzere Ermeni Patrikliği kurulmuştur. Tarih boyunca Romalılar, Persler ve Bizanslılar tarafından Anadolu'nun bir yerinden diğerine sürülen, savaşlara itilen ve çoğu kez üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gören Ermeniler, Türklerin Anadolu'ya girişlerinden sonra; Türklüğün adil, insani, hoşgörülü, birleştirici töre ve inancından yararlanmışlardır. Bu ilişkilerin gelişme ve doruğa ulaşma çağı olan 19. Yüzyıl sonlarına kadar süren devir, "Ermenilerin altın çağı" olmuştur. Osmanlı Devleti'nin çalışan, liyakatli, dürüst ve üretken her teb'asına sağladığı imkanlardan Gayr-i Müslimler içinde en çok faydalananlar; Ermeniler olmuştur.
Osmanlı Devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa'nın müdahalesine maruz kalınca, Türk - Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı Devleti'ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermenileri Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir. Özellikle Avrupa'nın bazı büyük devletleri "ıslahat" adı altında bir yandan Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermenileri, Osmanlı yönetimine karşı teşkilatlandırmışlardır. Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni Kiliseleri'nin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır.
Ermenilerin binlerce Türk'ün canına mâl olan isyan ve katliamları karşısında bile, Osmanlı Hükümeti'nin ortaya koyduğu sakin ve sağduyulu tavır, belgeleriyle sabittir. Ancak, tedhiş hareketleri bir türlü durmak bilmeyince hükümet, ülkenin çeşitli bölgelerinde yaşayan Ermenileri, savaş bölgelerinden uzak yeni yerleşim merkezlerine götürmek zorunda kalmıştır. Kafkas, İran ve Sina cephelerinin güvenlik hattını oluşturan bölgelerdeki Ermenilerin yerlerinin değiştirilmesi, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır. Ermenilerin sıkça dile getirdiği gibi yer değiştirme sırasında 1.5 milyon Ermeni ölmemiştir. Gerek Osmanlı ve Ermeni, gerekse yabancılara ait istatistikler, I. Dünya Savaşı döneminde Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin nüfusunun en fazla 1.250.000 civarında olduğunu göstermektedir. Yer değiştirme sırasında soykırım maksadıyla Osmanlı ordusu tarafından öldürülen bir tek Ermeni yoktur. Ermenilerin yer değiştirilmeleri, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır. Şayet, Osmanlı Devleti Ermeni tebaasından kurtulmak isteseydi; bunu asimilasyon yoluyla veya savaşı gerekçe göstererek rahatlıkla halledebilirdi. Osmanlı, yer değiştirme uygulamasıyla savaş şartlarında her an ölümle burun buruna gelebilecek olan yüz binlerce Ermeni'nin hayatını kurtarmıştır. Nitekim, yeni bölgelere yerleştirilen Ermeniler sağ salim hayatlarını sürdürürken, Rus ordusu saflarında Türklere karşı savaşan Ermeniler, savaş şartları gereği ölmüşlerdir. NOT:Ermeni terör örgütlerinin müşterek amacı; her fırsattan yararlanarak Türkiye'yi istikrarsızlığa sürüklemek ve sözde işgal altındaki Ermeni topraklarını kurtararak "Bağımsız Büyük Ermenistan"ı kurmaktır. Bugün devlet olma özelliğini de elde eden Ermenilerin, söz konusu isteklerinin değişik başlıklar altında devam ettiği de görülmektedir (kaynak:Forsnet)Ayrıca Ermeni meselesi konusunda TTK arşivlerinde ki bilgi ve belgeler incelenebilir.
Gelelim bu güne: Türkiye mevcut coğrafyasıyla stratejik ülke durumundadır.Yani köprüdür.Bu da Uluslararası politikada Türkiye’ye ayrıcalıklı bir konum sunmaktadır. OBAMA’nın gelişiyle tekrar gündeme gelen Ermeni meselesi umarım Türk milletini rencide etmeden çözülür. Gerek Ermeni,gerekse PKK terör örgütüyle Türkiye’ye baskı kurulmaya çalışılsa da ulusal politikamızdan asla taviz verilmemelidir.
Atatürk ne demiş: “Kapıyı aralık tutmayın, farkına varmadan ardına kadar açılır.”

Nermin AYDINLI