28 Ocak 2009 Çarşamba

YEREL SİYASET ve YEREL YÖNETİM

Yerel siyaset, yerel yaşamın bütün boyutları ile ilgilidir.Yaşanılan yerde ortak yaşamdan kaynaklanan gereksinimleri karşılamayı ve ortak sorunlara ortak çözümler bulmayı amaçlar.Yerel siyaset ortak yaşam kalitesinin yükseltilmesi ile ilgilidir.Yaşam kalitesi kentte yaşayan herkesin birlikte yaşamaktan kaynaklanan ve birbirine benzeyen ihtiyaçlarının karşılanması,bunun için gerekli hizmetlerin üretilmesi ile ilgilidir. Bir kentte veya yaşadığı bölgede yerel hizmetler yapılırken her kesimden vatandaşı kapsayacak şekilde yapıldığı söylenir.Kadın ve erkeklerin ayrı gereksinim ve beklentilerinin olduğu nedense unutulur.Yerel hizmetlerin odağında kadın olduğu söylense de baktığımızda bunun doğru olmadığı ortaya çıkar.Yerel hizmetler kadınların gündelik yaşamlarıyla yakından ilişkilidir.kadınlar ve erkekler yaşadıkları mekanları farklı kullanırlar.Kadınların kentte bakış açıları farklı olduğundan kadın, mahallesinde ve sosyal yaşamın da erkeklerden daha çok ihtiyaçlarını karşılamada zorlanmaktadır.Kadınların ulaşımdan, konuta, Pazar yerinden okul alanına,yeşil alanlardan sağlık kuruluşlarına kadar farklı kent hizmetleri ve alt yapıları hakkında beklentileri vardır.Kadınlar hayatlarını kolaylaştıracak hizmetler bekler. Acaba kadının hayatını kolaylaştıracak belediye hizmetleri nelerdir diye düşünülüyor mu? Yerel politika ve yerel yönetimler kadınların siyasal yaşama katılması ve siyasal alanda güçlenmesi için bir anahtardır.Her ne kadar kadınlar yerel yönetimlerde seçme ve seçilme hakkını genel seçimlere göre daha önce elde etmişse de günümüzde kadın aday sayılarına ve seçilebilirlik sıralarına bakıldığında yetersiz olduğu görülür.Yoksa yerel siyaset ve kent yönetimi kadınların bilemeyeceği, anlayamayacağı, bu yüzden de karışmaması gereken bir alan mı görülüyor?Yerel yönetimler insan haklarının yaşama geçirileceği yerler olduğu düşünülürse toplumsal cinsiyetimize ve bundan kaynaklanan farklılıklarımıza da saygı duyulması ve farklılıktan kaynaklanan ihtiyaçların da giderilmesidir.Belediyeler halktan aldıkları yönetme yetkisiyle kendilerini seçen yurttaşlara karşı sorumludur.Bu nedenle,yerel yönetimler demokratik olarak hesap verebilmelidir.Yerel yönetimlerin ve halkın yakın ve yüz yüze ilişkiler içinde olması iletişimi kolaylaştırmakta ve katılımcılığı sağlamaktadır.Bu da yerel yönetimleri demokratik yapar.Merkezi siyasi irade ile halk arasında aracı kurum olan yerel yönetimler,toplumdaki iktidarı çoğullaştırarak,bir yandan yurttaşların siyasete erişimlerini çeşitlendirir, bir yandan da çoğul iktidarların birbirini denetlemesini ve dengelemesini sağlar. Yaşama dair her şey olan yerel siyaset,dar çıkarların hizmetine koşularak pay koparılacak makamlar değil,yerel olanakların etken ve demokratik biçimde kullanılarak halkın refahını ve yaşam kalitesini yükseltmek için yönetilecek organlardır.Yerel seçimlerin hız kazanmasıyla başkan adayları bir bir projelerini açıklıyorlar. Yerel yönetime katılım kişilere kendi yaşamıyla ilgili kararları belirleme,siyasal tercihler yapma olanağı verdiğinden merak edip de gelecek beş yıl için umut beklediğimiz adayların yapacaklarını inceledik mi?Yoksa sadece benim partimden olması yeterli mi diye düşünüyoruz. Küresel krizin almış başını gittiği,insanların yokluk ve yoksullukla kıvrandığı bu günlerde liyakat sahibi kişilere ihtiyacımızın olduğu unutulmamalıdır. Yerel yönetimlerin aldıkları kararlar,eylem ve işlemleri ile yurttaşların nasıl bir kentsel çevrede yaşayacağını belirleyeceğinden umarım gerçekten iş yapacak,devlet ve millet hakkını koruyacak başkanlar seçilir.

Nermin AYDINLI

4 Ocak 2009 Pazar

GAZZE KATLİAMI

İsrail vurdu, dünya durdu... Ve beklenen oldu! İsrail'den bir kanlı adım daha geldi! İsrail'in kara birlikleri Gazze'ye girdi diyor haberler…
Günler günleri kovalıyor ve zalim İsrail hala kana doymuyor.Bu ne kin,bu ne nefret…Bu kadar mı insanlığınızı ve insani duygularınızı yitirdiniz.Binlerce masum ve mazlumları yok ederken hiç mi vicdan azabı duymuyorsunuz ey zalimler!...İsrail ve yandaşları sevinç naraları atarken,nerede insan hakları?Nerede medeni ülkeler?En önemlisi ise din ulemaları ve İslam ülkeleri nerelerdesiniz?Dinimiz zalimin yanında olunmasını mı emrediyor.Ortadoğu kan ağlıyor, zalimler zulümlerine aralıksız devam ediyor.Dünya sanki bir oyun izliyormuş gibi sessiz ve kılını bile kıpırdatmıyor.Korkuyorum,ürperiyorum insanlar insanlığını yitirmiş diye…O bombardımanlar arasında çaresiz,kimsesiz kendi kaderlerine terkedilmiş mazlum insanlara neden el uzatılmıyor?Neden kana susamış İsrail’e dur denmiyor???Bizim canımızı yakan, gencecik evlatlarımızın canına kıyan ve ülkemizi parçalamak isteyen PKK teröristlerine yönelik Irak harekatı sırasında başta ABD olmak üzere “masum insanların canlarından endişeleniyoruz,Irak sınırlarını terk edin” diyenler nerede şimdi?Onlar masum oluyorlar da peki GAZZE’deki kadın,çoluk,çocuk ne oluyor sorarım size?YETER bu kadar zulüm.Formalite açıklamalar bırakılmalı köklü çözüm bulunmalıdır. İslam ülkelerinin prensleri, biraz olsun ihtişamlı saraylarından kafalarını çıkarıp yanı başlarında neler olup bitiyor diye bakmalıdır.Bu en önce insanlık ayıbıdır.Filistin'de işlenen katliam, insanın insana karşı nasıl vahşileşebileceğinin korkunç bir örneğidir. Bütün insanlığın gözü önünde işlenen bu katliamı, dünyanın en korkunç terör mekanizmasına dönüşen İsrail devletini insanlığımızı hunharca katletmekten dolayı kınıyorum.
İşte size Filistinli bir çocuk olan ŞEYMA’nın çığlığı!...

Ben bir filistinli savaş görmüş çocuğum
mescid-i aksa'nın gözlerinde hep yaş görmüş çocuğum
ne suç işlemiştim ki koptu ayağım elim
anne derdim başka bir kelime bilmezdi dilim
gitti bir şafak vakti zindana dönmedi babacığım
öyle çok özledim ki nerede anacığım
bir gün yürüyecektim düşüp oynayacaktım
ağlayan mescid-i aksa'da gidip okuyacaktım
hani avrupalı vampirler, hani insan hakları
kandan geçilmez oldu filistin gazze'nin sokakları
mekansızlar varmış ne masallar okudu
yardımın ne zaman ya rab kirli eller namuslara dokundu
ne cevap vereceksin nebi sorduğu zaman
yardıma gidemezsen ağla sen ey müslüman
ah bir dile gelse de dinlesen dağ taşı
nasıl tekmeleniyor şehidin kesik başı
ben her gün öldürmeyen ölümü tadıyorum
idrakin çıldırdığı zulmü yaşıyorum
siz Avrupa’lı sürüler nemrutları geçtiniz
siz kannar olan allah'ın azabını geçtiniz
siz ey gafletteki müslümanlar köpekleri besleyin
geçin ekran başına uyuklayın esneyin
yok mu bu zalimlerin zulmünü durduracak
akan müslüman kanının hesabini soracak
bu dünya sizin olsun rabb'ime gideceğim
gafletteki müslümanları şikayet edeceğim...

HERKESİ DUYARLI OLMAYA DAVET EDİYORUM.

Nermin AYDINLI

3 Aralık 2008 Çarşamba

SEÇİMLERE DOĞRU

Tüm dünya’da olduğu gibi ülkemizde de kriz kendini gösteriyor.Kapanan işyerleri ve işsizlerin çığlığı.Ana-babaların çocuklarına okul harçlığını veremediklerini söylerken tutamadıkları göz yaşları.Daha yaşanan nice dramlar…Hayat sanki bir tiyatro bizlerde sahnede rol alan oyuncular.Hepimiz oyunu aksaklıklara rağmen oynamaya çalışıyoruz.Bir tarafta son derece lüks yaşamlar,bir tarafta aç susuz,kendi kaderine terkedilmiş görülmeyenler…Ama her şeye rağmen ülke gündeminden düşmeyen,bizlere bir parçada olsa umut gibi görünen, yaşanacak seçim heyecanı.
Atlatılan genel seçimlerin ardından Yerel Seçimlere de kısa bir süre kaldı.Partilerin kapısını çalan aday adaylarının heyecanları dorukta.Yavaş yavaş Büyükşehir ve bazı ilçe belediye başkan adaylarının isimleri belirlenmeye başladı.Partiler en iyi ve en güçlü adaylarını bulmaya çalışarak seçimlere girmeye hazırlanıyor.Partiler ve adaylar yarışa dursunlar biz halk olarak ne durumdayız?Adaylardan beklentilerimiz neler?En önemlisi adaylarda aradığımız nitelikler neler? Projeleri ve bize,ülkemize getirileri neler?Ekibinde gerçekten her dalda işinin ehli insanlara yer vermiş mi ? Yoksa sadece kendi partilimiz olması bizim için yeterli mi?
Metropol illerde seçim havası küçük illere,ilçelere ve beldelere göre oldukça farklı yaşanmakta.Genelde metropol kentlerde tanınmış,(medya kanalıyla)partili ve kendisini iyi ifade edebilen adaylar tercih edilmekte.Çankırı gibi illerde ise tercih konusu olan kendi içinden eş dost,akraba ve çevresiyle iyi iletişimi olan kişiler.Yerelde bir yerlere talip olan adayların her kesime çok iyi hitap etmesi gerekir. Bölge ve bölge halkının sorunlarını bilmesi tek başına yeterli değil, üretici ve çözümleyici kapasitede de olması lazım.Belediyelere ayrılan bütçe ve gelirler öncelikli hizmetlere ayrılmalı sadece eğlenceler öncelikleri olmamalıdır.Yardımlar yapılmalı ama; gerçekten ihtiyaç sahibi muhtaç kişiler tespit edilmelidir.Küresel krizin bizim gibi ekonomisi zayıf ve dışa bağımlı ülkeler de çok hasar bırakacağını düşünülerek bütçe iyi kullanılmalıdır.Artık seçmen profilinin de değişmesi gerekmektedir.Belediyenin yetki ve görevlerini bilen, vatandaşa oy avcılığına soyunarak, göz boyamaya çalışan siyasilere meydan bırakmayan, gerçekten memleketine faydalı olacak kişilere yetki vermelidir.Bundan sonrada yapılacak hizmetlerin takipçisi olunmalıdır.Bunları yapamazsak daha çoook seçimler geçiririz ve umutlarımız,beklentilerimiz bir başka bahara kalır…
“Belediyelerin görev ve sorumlulukları 13.07.2005 tarih ve 25874 sayılı resmi gazetede yayımlanan 5393 SAYILI BELEDİYE KANUNUNDA belirtilmiştir.”

Nermin AYDINLI

24 Ekim 2008 Cuma

ŞİDDET

Kendimizi öyle kaptırmışız ki dünya telaşına çevremizde ne olup bitiyor,neler yaşanıyor görmüyoruz.Belki de doğru olmadığını bile bile bazı şeyleri benimsiyoruz.Veya üstümüze vazife değil diye karışmıyoruz.Ekranlardan izlediğimizde ya,tüh vs.gibi sözlerle geçiştiriyoruz. Neden mi bahsediyorum?ŞİDDET’den. Şiddete tanık olmayan insan yoktur.Başımıza gelmeyince olayın ciddiyetini kavrayamayız.Bizden bu konuda yardım istediğinde nasıl ve ne şekilde davranacağımızı bilemeyiz.Vicdani duygularla belki bir şeyler yapmaya çalışırız ama ne kadar etkili olur bilemeyiz.İlkönce şiddetin ne demek olduğunu,başımıza geldiğinde nasıl davranacağımızı, nerelerden yardım alacağımızı öğrenmeliyiz.Bende buradan yola çıkarak Başbakanlık,KSGM’nin,”Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadele Projesi” kapsamında düzenlenen eğitici eğitimine katıldım.Gerçekten şahsım adına olaylara karşı ilgili ve duyarlı olduğumu düşünüyordum.Bu eğitimden sonra öyle olmadığımı fark ettim.Şimdi siz de, ben ne kadar duyarlıyım diye gözlerinizi kapatın ve düşünün.Sonuca şaşıracaksınız…
Şiddeti en fazla kadınlar sonra çocuklar görmektedir.Peki! ilk eğitim ailede başladığına göre ne yapılması gerekir?Küreselleşen bu dünyada Sağlıklı bir toplum nasıl oluşturulur?Bir ülkede ekonomi düzelmedikçe, halkın yaşam düzeyi yükselmedikçe,güçlü ve istikrarlı programlar yapılmadıkça şiddet vb. olaylar yaşanacaktır ve yaşanmaya da devam edecektir.
İşte aldığım eğitimden kısaca başlıklar;

ŞİDDETİN TANIMI

Şiddet, güç ve baskı uygulayarak insanların bedensel veya ruhsal açıdan zarar görmesine neden olan bireysel veya toplu hareketlerin tümüdür.

Şiddet; evde,sokakta,okulda ve yaşamın her alanında kendini bir şekilde gösteriyor. Şiddetin en dramatik şekilde karşımıza çıktığı alanlardan birisi de aile içi şiddettir. Birçok ailenin yıkılmasına sebep olmaktadır.Böyle bir ailede yetişen çocuklar da ileriki yıllarda şiddete meyilli bireyler olarak topluma kazandırılmaktadır.

Aile içi şiddet; bir kişinin eşine, çocuklarına, anne babasına, kardeşlerine ve/veya yakın akrabalarına yönelik uyguladığı her türlü saldırgan davranıştır. Bu tanıma sadece kaba kuvvet içeren davranışlar değil aşağılamak, tehdit etmek, ekonomik özgürlüğünü kısıtlamak ve zorla evlendirmek gibi şiddet gören kişinin kendisine olan saygısını, kendisine ve çevresine olan güvenini azaltan, korku duymasına sebep olan pek çok davranış da girer. Şiddete sadece aynı evde oturan kişiler değil, eski eş, kız veya erkek arkadaş ya da nişanlı da maruz kalabilir.
Pek çok kişi şiddeti sadece dayak veya vurma olarak algılar. Oysa şiddetin pek çok türü vardır. Kişinin karısını/kocasını aşağılaması, karısına/kocasına ve çocuklarına küfretmesi, onu eve kilitlemesi, cinsel olarak zorlaması da şiddet olarak tanımlanır.

ŞİDDET TÜRLERİ

FİZİKSEL ŞİDDET: İtmek, tokat atmak, tekmelemek, tükürmek, yumruklamak, kol kıvırmak, kol - bacak kırmak, saçından sürüklemek, (su, yemek, uyku, tuvalete gitmek gibi) temel ihtiyaçlarını esirgemek, gerektiği halde tıbbi tedavi almasını engellemek, silahla yaralamak, öldürmek gibi.

SÖZLÜ ŞİDDET: Sürekli eleştirmek, aşağılamak, küfür etmek, tehdit etmek, kararlara katılımını engellemek, sürekli sorguya çekmek, sık sık bağırmak, aşağılayıcı isim takmak, sık sık alay etmek, dini veya etnik kimliğine yönelik hakaret etmek, görüşlerini ve çalışmalarını küçümsemek gibi.

Toplumsal İlişkileri Sınırlayıcı Şiddet: Ailesi, arkadaşları / komşuları ile görüşmesini yasaklamak, evden dışarı çıkmasını yasaklamak, gittiği her yere takip etmek, başkalarının önünde aşağılamak ve alay etmek, başkalarının önünde sık sık sözünü kesmek , özel yaşam ve mahremiyet hakkı tanımamak, zorla evlendirmek, namus ve töre nedeni ile baskı uygulamak gibi.

CİNSEL ŞİDDET: İstemediği cinsel ilişkiye zorlamak, tecavüz, başka kişilerle cinsel ilişkiye zorlamak, cinsel olarak kişiyi korkutan ve kıran davranışlarda bulunmak, sürekli kadınlığını / erkekliğini aşağılamak, telefonla / mektupla veya sözlü olarak sürekli cinsel içerikli tacizlerde bulunmak, cinsel organlara zarar vermek, namus ve töre nedeni ile baskı uygulamak ve öldürmek gibi.

EKONOMİK ŞİDDET: Parasını almak ve geri vermemek, zorla istemediği bir işte çalıştırmak, istediği halde çalıştırmamak / işe yollamamak veya zorla çalıştırmak, eline hiç para vermemek gibi.
Aile içinde şiddet gören kişiler yasalar tarafından korunmaktadır. Şiddete uğrayanlar, kendi güçlerini fark ettiklerinde toplumda ve çevrelerinde var olan kaynaklardan destek alabilirler.

ŞİDDETE MARUZ KALDIĞINIZDA VEYA RİSK ALTINDAYKEN
BAŞVURULABİLECEK KURUM/KURULUŞLAR

1-İl Sosyal Hizmetleri Müdürlüğü
2-ALO 183 Aile,Kadın,Çocuk ve Özürlü Sosyal Hizmet Danışma Hattı
3-Sağlık Kuruluşları
4-Polis Merkezleri,Jandarma Karakolları
5-Cumhuriyet Savcılığı
6-Belediyelerin Kadın Danışma Merkezleri
7-Baroların Adli Yardım Merkezleri ve Adli Yardım Kurulları
8-Kadın Sivil Toplum Kuruluşları

ŞİDDETE MARUZ KALDIĞINIZDA HAKLARINIZ NELERDİR

1-4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun: (Aile içindeki şiddet sorununun çözümü için hazırlanan ve 14 Ocak 1998 yılında kabul edilen 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun; aile üyelerine ailenin diğer bir üyesi tarafından şiddet uygulanması halinde bir takım özel tedbirler alınmasını içerir.
2-Türk Ceza Kanununda Aile İçi Şiddet
3-Medeni Kanun ve Aile içi Şiddet


Herkese şiddetsiz sağlıklı günler.

Nermin AYDINLI

15 Ekim 2008 Çarşamba

POLİTİK Mİ OLMALIYIZ APOLİTİK Mİ

Bizler kendimizi çoğunlukla apolitik olarak görürüz.(Apolitik:Siyasetle,siyasi süreçlerle ve siyasi olaylarla ilgili olmayan kişi,grup veya görüş)Aslında hepimiz günlük yaşantımızda politikayla uğraşıyoruz.Her eylem şu veya bu şekilde politiktir. Evde, sokakta, işte, çarşıda, pazarda, kahvede güncel olayları değerlendiririz.Ben böyle düşünüyorum,ben olsam şöyle yapardım, o öyle olmaz böyle olmalıydı vs.vs…Hararetli,ateşli konuşma ve değerlendirmelerin ardından bazen de ‘aman sende’ deriz ve her şeye boş vermiş gibi görünürüz.
Acaba hayatımızı etkileyen en önemli değerler nelerdir?Bir beyin jimnastiği yapalım…
Önem arzeden değerler kişilere göre değişir.Ailemiz ilk sırayı alır.Bunun dışında ise farklı farklı değerler sıralanabilir.Benim için ailemden sonra Vatanım ve ülkemin bağımsızlığı gelir.Herkes için öyledir denilebilir ama; maalesef ülkemizin bu günkü durumuna baktığımızda Bizans oyunlarının oynandığını ve bu oyunlara alet olanları görebiliyoruz.Peki!böyle düşünmemiz bizi politik mi yapar?Ya da sadece siyasetle uğraşanlar mı politikdir?Hayır.Duyarlı ve bilinçli bir vatandaş, ülke sorunlarını düşünmek ve ülkesine sahip çıkmak zorundadır.Bütün dünyayı saran küreselleşme, bilhassa dünya ekonomisini elinde tutan ve süper güç olarak nitelenen ülkelerde de krizlere yol açmıştır..Bizim gibi ekonomisi gelişmemiş halkının refah düzeyini sağlayamamış,dış kaynaklara bağlı bir ülkede küreselleşme bazı çıkar gruplarını harekete geçirmiştir.İnsan hakları,demokrasi vs. uyum yasalarıyla ülkeler bağımlı hale getirilmeye çalışılmıştır.Elbette demokrasinin ve insan haklarının sağlanması gerekir ama bu, vatanı bölme şeklinde ortaya çıkarsa buna seyirci kalınması mümkün değildir.Peki böyle zamanda mı apolitik olalım? ülkemizde böyle bir sorun yok,kim nerden çıkarıyor,her şey yolunda diyelim ve birlikte polyanacılık oynayalım.Ülke nüfusunun büyük bir kısmı işsiz olduğundan ve sosyal güvencesi olmadığından sosyal dışlanma yaşayan yoksulları görmemezlikten mi gelelim! Yoksulluk insan yaşamının her alanını etkilemektedir.(sağlık,eğitim,sosyal yaşam vs.)O zaman nerede insan hakları?...Haklar kişilere göre değişir mi?Terörle mücadele eden Mehmetçiğimizin nerede hakları?Gözü yaşlı ana,baba,sevenlerin nerede hakları?Bir yol tutturmuşlar hak ve hürriyetler diye.Bizler emaneti koruyamıyoruz,bizim hakkımızda da başkaları karar veriyor diye üzülüyorum.Peki yinemi apolitik olunmalı?Böyle düşünüyoruz diye biz politikmiyiz?Vatanımıza,milletimize ihanet mi ediyoruz.?Bizler yıllardır kardeşçe şu bu demeden bir arada yaşadık ve halende yaşıyoruz..Yasalar kişilerin etnik kökenine göre oluşturulmadı.Her Türk vatandaşı çıkan yasalardan ve hizmetlerden eşit şekilde yararlandı.Yaşamın her alanında ayrım mı yapıldı veya yapılıyor?Bizler Türkü,kürdü,lazı,çerkezi bu ülkenin vatandaşı değilmiyiz?.Birbirimizden kız aldıp vermedik mi?.Bu savaş niye.Böyle bir durumda apolitik olunabilir mi? Aslında bütün bu yaşananların bir kenara bırakılması ,insanların politika kelimesinden korkması,etliye,sütlüye karışmaması umutsuzluğa düşmesi küreselleşmenin getirdiği bir döngüdür. Gerçeklerin görülmesini zorlaştıran ise;boş muhabbetlerle dolu televizyon proğramlarıdır. .İnsanların dikkatlerinin gündemdem uzak gereksiz yerlere çekilmesi apolitik bir nesil yaratılmaktadır. İnsanlar fikir tartışmalarının olmadığı,globalleşen ve büyük sermayelerin hüküm sürdüğü bir dünya da yaşamak zorunda bırakılmaktadır..Yaşamı idame ettirebilmek için gerekli olan nimetlerin azalmasıyla birlikte gelecek kaygısı duyan ülkeler özellikle ekonomisi zayıf ve gelişmemiş ülkeler üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmaktadır.Bunu da kaleyi içten fetihetme mantığıyla yapmaktadırlar.Güçlü devletler daha güçlenerek süper güç olmakta,öncelikle Ulus kavramı yok edilerek o ülkenin doğal kaynakları ele geçirilmeye çalışılmaktadır.Bizim gibi gelişmekte olan ülkelere borç vererek kendilerine bağımlı hale getirilmekte üretim gücü yok edilerek kendi mallarının satılmasını sağlamaktadırlar.Ayrıca;bu güçlü devletler kültür erozyonu yaratarak kendi dinlerini,kültürlerini zayıf ülkelere empoze etmektedirler..Peki yine de apolitik mi olalım?Ülkemizi sevmeyelim mi?ülkemizin kaos ortamında ve çözümsüzlük içinde olmasını hangimiz isteriz ki?Bu vatan hepimizin,vatansız bir millet var olamaz.Ülkemizin bu krizden kurtulması için, kültürel yapısına uygun toplumsal gereksinimlerini gözeten politikalar üretilerek yurttaş eğitimine önem verilmesi gerekmektedir.Ülkemizin,devletimizin ve Türk milletinin bütünlüğü için taraf/politik olmalıyız.Unutmayalım;Sahipsiz vatan batmaya haktır,sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.

Nermin AYDINLI

5 Ekim 2008 Pazar

HAİN SALDIRI

Bu kadar mı aciziz.Bu kadar mı yaşamımız pamuk ipliğine bağlı.Bir gün olsun Televizyonlarda şehit haberiyle değil de, ülke ekonomisinin ve refah düzeyinin yüksek olduğunu, insanların huzur içinde yaşadığını gösteren,sosyal, kültürel ve eğitici proğramları ne zaman izleyeceğiz.?Evet yine sarsıldık. Aktütün Karakolu'nda 15 askerimiz şehit oldu. Bize hainler bayramı zehir ettiler.Anaların ve sevenlerin yüreklerine ateş düşürdüler.Geçmişte de bu anları yaşadık.Bunlara kökten çözüm bulunmadıktan sonra yine yaşayacağız.O anda verilen ‘şehitlerin kanı yerde kalmayacak’ diye verilen mesajlarla yürekler soğumaz.Kin ve öfke azalmaz.İlk önce mecliste olan teröristlerden ve bunların işbirlikçilerinden hesap sorulmalıdır.Bizlerin paralarıyla gencecik çocuklarımızın hayatını yok ediyorlar.Bütün bunlara isyan ediyorum.Bunları meclise gönderenlere ve kolaylık sağlayanlara lanet olsun diyorum.İçim kan ağlıyor,isimlerinin ve nereli olduklarının hiç önemi yok.Onlar ‘VATANIN KUTSAL’ olduğuna inanmışlığıyla öleceklerini bile bile görevlerini yapıyorlar.Acaba hangimiz kıyabiliriz çocuklarımıza?Ama;vatan deyince her şey değişir.Kına yakarak,düğünle uğurlarız gencecik,henüz bıyıkları yeni çıkmaya başlamış,uykusundan bile uyarmaya kıyamadığımız çocuklarımızı.Evet isyan ediyorum bu hainlere ve işbirlikçilerine.Bizler kararlarımızda istikrarlı olmalıyız.Panik yapmadan stratejimizi belirleyip bir yol çizmeliyiz.Bu hainlerin amacı,panik yaratıp biz hala varız ve güçlüyüz mesajı vermektir.Vatandaş olarak çözüm istemek hakkımız.CAĞIZ-CEĞİZ’le değil de hükümet, ülke bütünlüğünü kimsenin bozamayacağını göstermelidir.Askeriyle ve halkıyla bu vatan hainlerine karşı birlikte olduğunu göstermelidir..Bu siyaset değil ülke bütünlüğü için kaçınılmazdır.Askeri önlemlerin kısıtlanmadan,karşı tarafa taviz verilmeden,istikrarlı strateji uygulamalıdır.Aksi halde yine bu tablo yaşanır ve medyada verilen taziye mesajları ve göz yaşlarıyla kalınır.



Bütün şehitlerimizin ruhu şad olsun,ailelerine de Allah sabır versin.

Nermin AYDINLI




VATAN SAĞOLSUN

Bir patlama,bir soğuk demir, bir rüzgar sesi,
Tüm hayat bir parmakta, verilmiş son nefesi...
Ay Yıldız nişan olmuş da göğsüne buyurmuş,
Bu yara Mehmet'imin vatana hediyesi...
Bir patlama,bir soğuk demir, bir rüzgar sesi!

Bu onur, bu gurur, kahramanlık abidesi,
Tarihine yazdığın Türklük'ün efsanesi...
Kanın toprağa ad koymuş da vatan buyurmuş,
Bu ada adanan kanlar bir veda busesi...
Bu onur, bu gurur, kahramanlık abidesi!

Bir kırmızı, bir beyaz, bir millet efsanesi,
Bu Ay, bu Yıldız, bir kahramanlığın simgesi,
Tüm dağları taşları onlara selam durmuş,
Aldığımız her nefes bir şehit hediyesi...
Bir kırmızı, bir beyaz, bir millet efsanesi!

Bir hüzün, bir şeref, doğrulur şehit annesi,
Tabutta aksi belirir görülünce nicesi,
Gökyüzü ağlarmış da yeryüzü can bulurmuş,
Bir anadan duyulunca 'Vatan Sağolsun' sesi...
Bir hüzün, bir şeref, doğrulur şehit annesi!

İlker ÜNLÜ
Hv.Plt.Tğm
10 Mayıs 2006

5 Eylül 2008 Cuma

TÜRKİYE GERÇEĞİ

Türkiye son yıllarda kritik günler geçiriyor.Küreselleşmenin getirdiği zorluklar,ülke ekonomisinde ki açıklar, siyasi krizler, komşu ülkelerde ki savaşlar, AB sevdası,bir yanda yoksulluk, diğer yanda terör ve siyasilerin vurdum duymazlığı vs.vs…..
Sonbahar mevsimine girdiğimiz şu günlerde Türkiye’nin de rengi soluyor.İnsanlarda bir vurdum duymazlık, bir bananecilik almış başını gidiyor.Sanki ülke, vatandaşı tarafından başı boş bırakılmış ve kendi kaderine terkedilmiş.Dört bir yanı ateş çemberinde olan Ülkemin topraklarına göz dikilmiş Kurtuluş savaşının intikamını şimdi topraklarımızı satın alarak ve yasalar da değişiklik yaptırarak almaya çalışıyorlar.İç barışımız terörün dağdan şehre inmesiyle tehlikeye girmiş, halkımızın can güvenliği kalmamıştır.Yolsuzluklar ve çeteler kanıksanmış durumda.Her gün televizyonlarda izlenen, gazetelerde okunan cinayetler, geçirilen cinnet haberleri… Magazin programların da izlenen ahlaksızlıklar topluma benimsetilmeye çalışılan yaşam tarzları.Sanayinin ilerlemediği, iş alanlarının açılamadığı, küçük işletmelerin bir bir kepenk kapattığı, tarım ve hayvancılığın yok edildiği tamamen dışa bağımlı hale getirilen ülkemiz.Siyasi partiler kendi içinde ki koltuk kavgası yüzünden bir şey üretemez hale gelmiş, vatandaş boş vaatlerle kandırılarak sadece seçim zamanlarında hatırlanır olmuş.Bir yandan ülkenin güllük gülistanlık tablosu çizilmeye çalışılıyor,bir yandan da vatandaşın uyanmaması için torba torba erzaklar dağıtılıyor.Bilerek yoksullaştırılan halk ise bu yardımları almaya mecbur bırakılıyor kendisine iyilik yapıldığını düşünerek bu siyasi partilere oy veriyor.Vatandaş geçim derdinden hesap soramaz, hakkını arayamaz hale getiriliyor.Bir yanda halk yoksullukla mücadele ederken, diğer yanda hep bana diyerek ganimetleri paylaşan bir kesim.Bir yanda sofrasında yiyecek bulamayanlar,diğer yanda sabah kahvaltısını, nerede yiyelim diye düşünenler.Bir yanda gecesini gündüzüne katarak okumaya çalışan çocuklar,diğer yanda diskoda,barda eğlenen ve parasıyla diploma satın alan,özgürlük ve demokrasi kelimelerinin unutturulduğu gençler.TV Programlarında Atatürk’ü sevmediğini İngiliz sömürgesi altında olunabileceğini çekinmeden söyleyebilen insanlarla Atatürk İlke ve İnkılaplarının bir bir ortadan kaldırılmaya çalışıldığı Türkiye…
Ülkemizde çözümsüzlük almış başını gidiyor.Dış güçler tarafından yönlendirilmeye ve tamamen her şeyi dışa bağımlı hale getirilmeye çalışılırken çözüleceğimiz gün merakla bekleniyor. İnsanlar cepheleştirilerek, ötekileştirilerek,cemaatleştirilerek toplumda huzurluk yaratılıyor.Sevgi,saygı yok edilirken aileler parçalanıyor.Halk gelecekle ilgili kaygı içindeyken umut tacirleri kalan umutları da alıp götürüyor.Evet ülke sorunlarını daha da çoğaltabiliriz..Bütün bunlar karamsarlık değil veya kara tablo çığırtkanlığı değil bu günkü ülkemizin önemli sorunlarıdır.
Peki!bunlardan nasıl kurtulabiliriz hiç düşündük mü?
İlkönce bu hale nasıl geldik,nerede yanlış yaptık?diye soralım ve aklımızı kullanarak bunların cevabını verelim.Tehlikenin farkında olmalıyız.Vicdan azabını duymayan ülkesine sahip çıkamaz.Bu tabloda bizim suçumuz yok deyip geri çekilemeyiz.Sorgulamayan,hakkını aramayan ve bilinçlenmeyen bir toplum kolayca kandırılır.Bu nedenle insanlar bilinçlendirilerek bir araya gelmeli, çözüm üretmeli ve kurumların işletilmesi sağlanmalıdır.Ayrıca devlet otoritesi bütün yetkiyi eline almalı,dış güçlerin iç işlerimize karıştırılması önlenmeli ve dış ilişkilerimiz tamamen diplomasi düzeyinde olmalıdır.Bunlar yapılmazsa maalesef ülkemiz bu kaostan kurtulamaz. Ülkelerde bilerek kaos yaratılır, senaryolar hazırlanır ve işbirlikçilerin desteğiyle hayata geçirilir.Türkiye’de de aynı tablo ve aşama aşama senaryolar hazırlanıyor.Bizler bu coğrafya da boyunduruk altına girmeden yaşamış bir toplum olarak bu kaostan çıkacak güçteyiz.Çözümsüzlük çözüm değildir.AB hayalini bırakıp,gerçekleri ve sorunları görmemiz gerekiyor.Türkiye'nin bölünüp, paylaşılması artık dünyada birçok platformda açıkça tartışılmaya başlandığını unutmayalım. Atalarımızın bize miras bıraktığı bu ülkeye sahip çıkmazsak torunlarımıza bırakacak bir ülke olmayacaktır.Unutmayın; sahipsiz vatan batmaya haktır sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.

Nermin AYDINLI