Ülke toz duman. Vatandaşın bir bölümü tedirgin, bir bölümü ise duyarsız. Her şey allak pullak. Siyasi irade bütün kurumlara gücünü gösterme çabasında. Her şey ve herkes sorgulanır hale geldi. Elbette suç unsuru varsa sorgulanmalı ama bu şekilde değil. Bu ülkenin hukuku ve yasaları doğrultusunda yapılanlara kimse karşı çıkmaz. Ama sadece iddialarla insanlar suçlu muamelesi görerek damlara tıkılmaz. Siyaset kati suretle yargıya müdahale etmemeli. Siyasilere halkın vermiş olduğu yetki Ülkenin kurumları yıpratılsın diye verilmez.
Vatandaşı sıkıntıya sokmak,
Yoksul bırakmak,
Korku terörü yaratmak,
Ülkenin ordusunu yıpratmak,
Ülkenin Yargısına güvensizlik yaratmak,
Köşe yazarlarına göz dağı vermek,
Sorunlara çözüm yerine çözümsüzlük getirmek midir demokratikleşme?
Türk milleti vatanına, ordusuna sadıktır, kimse bu duyguları yok edemez.
Bir ülkenin gücü olan ordusunun ve hukukunun yıpratılması ne demektir?
Avrupa basını bile şaşkınlık içinde Türkiye meçhul istikamete gidiyor diye başlıklar atıyor. Ordunun yerine acaba nasıl bir güç oluşturulmaya çalışılıyor? Türkiye nasıl bir tarihi değişime doğru gidiyor? Ne demek eskimiş ve kalıplaşmış? Değerlerimizin yıpratılarak yapılanların tümü demokratikleşmek midir? Bu yapılanlar da sivil darbe değil midir?
New York Times, da yer alan bu yazı ne kadar vahimdir.
"Milyonlarca laik, otoriter Başbakandan korkuyor"
"Türkiye şimdi, ülkenin otoriter Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın haklarını çiğnemesinden korkan milyonlarca laik Türk'te derin bir kaygı yaratarak meçhul bir bölgeye doğru ilerliyor."
"Başbuğ'un Erdoğan ile iyi bir ilişkisi var"
Tabi ki devlet yönetimi ile ordumuzun iyi ilişkileri olmalı ama bu şekilde değil.
Erdoğan'a karşı koyacak tek kalan kurum olan yargının, "yakında, İslamcı destekçilerinin ellerine geçmesi" endişelerini de aktardıktan sonra "Sayın Erdoğan, kazançlı çıkmasından mutlu olacak olanlar bile kendisi için otoriter eğilimleri olan kusurlu bir lider olduğunu söylüyorlar" diye yazdıktan sonra Doğan Yayın Grubu'na getirilen para cezasını örnek gösterdi.
Türkiye’yi yakından takip eden Avrupa Türk ordusunun dünya’nın ABD’den sonra 2.ordusu olduğunu biliyorlar ama bizler maalesef yok etme peşindeyiz. Stratejik değere sahip olan Türkiye herkesin ağzını sulandırıyor. Akbabalar pay alacağı günleri bekliyor. Haydi bakalım yaşayıp neler olacak göreceğiz!!!...
03.03.2010
Nermin AYDINLI
3 Mart 2010 Çarşamba
20 Şubat 2010 Cumartesi
VAY BE!.....
Tekel işçileri özlük haklarını geri almak için 67 gündür eylemlerine devam ediyor. Hak mücadelesi içinde ne dramlar yaşandığını televizyonlardan izliyoruz. Maalesef hükümet kanadı ise “eylemlerin bu ayın sonuna kadar bitirilmesini, yoksa güç kullanılacağı “açıklamasını yapıyor. Sorarım size bu insanlar zevki sefa için mi kışın ortasında, ailelerinden uzak, perişan bir vaziyetteler? Bu insanlar yatları, katları, villaları, şirketlerini kaybetme korkusu içindeler mi? Sosyal devletten tek istedikleri yaşam haklarını kaybetmemek. Sosyal Devlet, toplumdaki güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği, yani sosyal adaleti ve toplumdaki dengeyi sağlamakla yükümlü devlet değil midir?
Vay be!!!!! Ülkemiz de neler oluyormuş da haberimiz yokmuş denilecek kadar senaryolar yazılıyor. Ordu allak pullak. Şimdi sıra Yargı da. Bizler yine de hukukun üstünlüğüne olan inancımızı korumaya çalışıyoruz. Devletin yüceliğini oluşturan kurumlar neden bir bir yıpratılmaya çalışılıyor? Ordu ve Yargı’nın siyasallaşması ülkenin temelini zedelemez mi? “Biz herkese dokunuruz” felsefesi içinde olunursa garibanın vay haline!..
Gündemin hızla değiştiği ülkemiz de yandaşlar hükmünü sürdürürken işsizlik, açlık çığ gibi büyüyor. Ekonomiye değinen yok. İş yerleri bir bir kapatılıyor. Büyük sermayedarlar ve bazı kesimler servetlerine servet katıyor. Sınıfsal uçurum gittikçe büyüyor. Peki ne olacak bunun sonu? Türkiye nereye gidiyor?..
Benden olmayan, konuşan herkes Ergenekoncu mu? Peki! Ergenekon nedir? Silivri de görülen bu davaya neden Ergenekon ismi verildi? “Ergenekon eski Türk destanıdır. Bu destan ”Türklerin bir dağı eriterek, düşmanın onu kafese almaya çalışan, sömürücü ve zalim çemberinden kurtuluşu ve var olma mücadelesini” anlatır. Ya şimdi ki Ergenekon!..
Yapmayın ağalar, beyler yazık bu millete, bölmeyin insanları, umutlarını tüketmeyin. İnsanlar sefil, yoksul yaşamaya çalışırken bir de korku terörü yaratmayın. Yazıktır bu millete, değerleriyle, inançlarıyla oynamayın. Nedir bu kin ve nefret. Nedir bu intikam alma hırsı.
UNUTMAYIN bu ülke kolay kurulmadı bir hatırlayın Türk Ulusunun bağımsızlığı için emperyalist güçlere karşı vermiş olduğu kahramanlıklarla dolu Kurtuluş savaşını.
Bastığın yerleri toprak diye geçme, tanı
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı
Sen şehit oğlusun, incitme yazıktır atanı
Verme cüdaları alsan da bu cennet vatanı.
Nermin AYDINLI
20.02.2010
Vay be!!!!! Ülkemiz de neler oluyormuş da haberimiz yokmuş denilecek kadar senaryolar yazılıyor. Ordu allak pullak. Şimdi sıra Yargı da. Bizler yine de hukukun üstünlüğüne olan inancımızı korumaya çalışıyoruz. Devletin yüceliğini oluşturan kurumlar neden bir bir yıpratılmaya çalışılıyor? Ordu ve Yargı’nın siyasallaşması ülkenin temelini zedelemez mi? “Biz herkese dokunuruz” felsefesi içinde olunursa garibanın vay haline!..
Gündemin hızla değiştiği ülkemiz de yandaşlar hükmünü sürdürürken işsizlik, açlık çığ gibi büyüyor. Ekonomiye değinen yok. İş yerleri bir bir kapatılıyor. Büyük sermayedarlar ve bazı kesimler servetlerine servet katıyor. Sınıfsal uçurum gittikçe büyüyor. Peki ne olacak bunun sonu? Türkiye nereye gidiyor?..
Benden olmayan, konuşan herkes Ergenekoncu mu? Peki! Ergenekon nedir? Silivri de görülen bu davaya neden Ergenekon ismi verildi? “Ergenekon eski Türk destanıdır. Bu destan ”Türklerin bir dağı eriterek, düşmanın onu kafese almaya çalışan, sömürücü ve zalim çemberinden kurtuluşu ve var olma mücadelesini” anlatır. Ya şimdi ki Ergenekon!..
Yapmayın ağalar, beyler yazık bu millete, bölmeyin insanları, umutlarını tüketmeyin. İnsanlar sefil, yoksul yaşamaya çalışırken bir de korku terörü yaratmayın. Yazıktır bu millete, değerleriyle, inançlarıyla oynamayın. Nedir bu kin ve nefret. Nedir bu intikam alma hırsı.
UNUTMAYIN bu ülke kolay kurulmadı bir hatırlayın Türk Ulusunun bağımsızlığı için emperyalist güçlere karşı vermiş olduğu kahramanlıklarla dolu Kurtuluş savaşını.
Bastığın yerleri toprak diye geçme, tanı
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı
Sen şehit oğlusun, incitme yazıktır atanı
Verme cüdaları alsan da bu cennet vatanı.
Nermin AYDINLI
20.02.2010
3 Şubat 2010 Çarşamba
SEVGİ
İnsan doğası gereği sevgi dolu, şefkatli ve merhametlidir. Hangimiz ihtiyacı olan, yardıma muhtaç gördüğümüz insanlara yardım etmeyi düşünmeyiz. Ağlayanla ağlar, gülenle güleriz. Toplumlara göre bu değişir mi? Merhamet ve acıma duygusu her insanda aynımıdır? Dünya’nın gelmiş geçmiş bütün düşünürleri bencillik ve kendini beğenmişliği ayıplamış, sevgi, saygı ve şefkati övmüşlerdir. Sevgi, iyilik ve kötülük ayrımı yapmaz. İnsanoğlunun yapısında sevginin yanında hırs, öfke ve bencillik duygusu da vardır. Ayrıca aşırı sevgi de bencillik duygusunu yaratır. Yeri geldiğinde de zarar vericidir.
İyi ve güzel yaşam her insanın hakkıdır ama günümüzde böylemidir? Zayıf olan güçlü olanlar tarafından yönetildiği için geçmişten bu güne kadar güçlüler dünya üzerinde hakimiyet kurmuşlardır. İktidar ve Lider olma hırsı acıma duygusunu zayıflatmış sevgi ve merhameti unutturmuştur. Siyasal yönetimlerin kara delik misali her şeyi yutan, ihtiras, tamah ve aç gözlülükle hiçbir sınır tanımaz bir psikoloji içinde olmaları kardeşliği, dayanışmayı bir kenara bıraktırmış ve insanları ayrıştırmıştır.
Sevgilerin yerini hırs ve bencillik almış neredeyse insanoğlu insanlığını unutmuştur. Birlik ve beraberliği sadece kendilerinin güçlenmesinde kullanılmış olup, toplumsal iş bölümünü bile buna göre düzenlemişlerdir. Güçlü olanlar cazibe merkezi olmuş ve istemeden de olsa boyun eğdirme yetisini meşrulaştırmıştır. Sevgi ve saygı kavramının yitirilmesi kötülüklerin yaygınlaşmasına neden olmuş, adalet ortadan kalkmaya başlamış sınıflar arası uçurumlar oluşmuştur. İnsanların sevgisizliği huzursuzluk, mutsuzluk, korku, öfke, stres, bencillik ve kıskançlık gibi duyguları beraberinde getirmiştir. İnsanın kendi sevgisizliği, toplumsal sevgisizliği ve vatan sevgisizliğini meydana getirir. Ardından “bana ne” ve “kaybedecek neyim var” düşüncesiyle ülkenin sahip olduğu değerlerin yok olmasına aldırmayacak ve vatanını sahipsiz bırakacaktır. İnsanları aldatmak, onları aydınlatmaktan daha kolay olduğu için globalleşen dünya da ganimet avcıları her şeyi kılıfına uydurmayı başarmışlar, teknolojinin de yardımıyla güçsüzün güçlüye tebaasını sağlamaya çalışmışlardır. İnsan nefsi sınır tanımadığı için kendisinden başka diğerlerini düşünmeyen bencil insanlar bir başka tutkularının peşinde koşacak ve sahip olduğu her şeyden tatmin olmayacaktır. Kendisiyle barışık olan hangi makam ve mevkide olursa olsun aldatmadan, rol yapmadan insanlara sevgiyle bakar.”Yaratılanı sev, yaratandan ötürü” diyen Yunus Emre, “gel, ne olursan ol yine gel” diyen Mevlana ne güzel anlatmışlar sevgiyi, saygıyı, kardeşliği…
Türk ulusu olarak kimseye boyun eğmeden, öncelikle vatanımıza, milletimize, kendi değerlerimize, kültürümüze sahip çıkarak, yapmacıksız, doğru ve dürüst, sevgi dolu kimin ne olduğuna bakılmaksızın geçmişte olduğu gibi bu günde güçlükleri yenecek mücadele azmiyle dünya da var olduğunu herkese göstermeliyiz. Hiç bir şey için insanlıktan taviz verilmemelidir. Makam ve mevkiler gelip geçicidir. En kalıcı olan bu dünya da arkanda hoş bir seda bırakmaktır. Hiç birimizin yalan dolanla kaybedecek zamanı yoktur. Eğer bir toplum özgürlük ve bağımsızlığından taviz verirse, onurlu yaşamından da taviz vereceğini bilmesi gerekmektedir…
Onursuz ve gurursuz insanlar her şeyi içine sindirecek kadar sevgisiz ve anlayışsızdırlar…
“Türklerin vatan sevgisi ile dolu göğüsleri, düşmanların melun ihtiraslarına karşı daima bir duvar gibi yükselecektir”,
“TÜRK MİLLETİ MİLLİ BİRLİK VE BERABERLİKLE GÜÇLÜKLERİ YENMESİNİ BİLMİŞTİR.” M. Kemal ATATÜRK
03.02.2010
Nermin AYDINLI
İyi ve güzel yaşam her insanın hakkıdır ama günümüzde böylemidir? Zayıf olan güçlü olanlar tarafından yönetildiği için geçmişten bu güne kadar güçlüler dünya üzerinde hakimiyet kurmuşlardır. İktidar ve Lider olma hırsı acıma duygusunu zayıflatmış sevgi ve merhameti unutturmuştur. Siyasal yönetimlerin kara delik misali her şeyi yutan, ihtiras, tamah ve aç gözlülükle hiçbir sınır tanımaz bir psikoloji içinde olmaları kardeşliği, dayanışmayı bir kenara bıraktırmış ve insanları ayrıştırmıştır.
Sevgilerin yerini hırs ve bencillik almış neredeyse insanoğlu insanlığını unutmuştur. Birlik ve beraberliği sadece kendilerinin güçlenmesinde kullanılmış olup, toplumsal iş bölümünü bile buna göre düzenlemişlerdir. Güçlü olanlar cazibe merkezi olmuş ve istemeden de olsa boyun eğdirme yetisini meşrulaştırmıştır. Sevgi ve saygı kavramının yitirilmesi kötülüklerin yaygınlaşmasına neden olmuş, adalet ortadan kalkmaya başlamış sınıflar arası uçurumlar oluşmuştur. İnsanların sevgisizliği huzursuzluk, mutsuzluk, korku, öfke, stres, bencillik ve kıskançlık gibi duyguları beraberinde getirmiştir. İnsanın kendi sevgisizliği, toplumsal sevgisizliği ve vatan sevgisizliğini meydana getirir. Ardından “bana ne” ve “kaybedecek neyim var” düşüncesiyle ülkenin sahip olduğu değerlerin yok olmasına aldırmayacak ve vatanını sahipsiz bırakacaktır. İnsanları aldatmak, onları aydınlatmaktan daha kolay olduğu için globalleşen dünya da ganimet avcıları her şeyi kılıfına uydurmayı başarmışlar, teknolojinin de yardımıyla güçsüzün güçlüye tebaasını sağlamaya çalışmışlardır. İnsan nefsi sınır tanımadığı için kendisinden başka diğerlerini düşünmeyen bencil insanlar bir başka tutkularının peşinde koşacak ve sahip olduğu her şeyden tatmin olmayacaktır. Kendisiyle barışık olan hangi makam ve mevkide olursa olsun aldatmadan, rol yapmadan insanlara sevgiyle bakar.”Yaratılanı sev, yaratandan ötürü” diyen Yunus Emre, “gel, ne olursan ol yine gel” diyen Mevlana ne güzel anlatmışlar sevgiyi, saygıyı, kardeşliği…
Türk ulusu olarak kimseye boyun eğmeden, öncelikle vatanımıza, milletimize, kendi değerlerimize, kültürümüze sahip çıkarak, yapmacıksız, doğru ve dürüst, sevgi dolu kimin ne olduğuna bakılmaksızın geçmişte olduğu gibi bu günde güçlükleri yenecek mücadele azmiyle dünya da var olduğunu herkese göstermeliyiz. Hiç bir şey için insanlıktan taviz verilmemelidir. Makam ve mevkiler gelip geçicidir. En kalıcı olan bu dünya da arkanda hoş bir seda bırakmaktır. Hiç birimizin yalan dolanla kaybedecek zamanı yoktur. Eğer bir toplum özgürlük ve bağımsızlığından taviz verirse, onurlu yaşamından da taviz vereceğini bilmesi gerekmektedir…
Onursuz ve gurursuz insanlar her şeyi içine sindirecek kadar sevgisiz ve anlayışsızdırlar…
“Türklerin vatan sevgisi ile dolu göğüsleri, düşmanların melun ihtiraslarına karşı daima bir duvar gibi yükselecektir”,
“TÜRK MİLLETİ MİLLİ BİRLİK VE BERABERLİKLE GÜÇLÜKLERİ YENMESİNİ BİLMİŞTİR.” M. Kemal ATATÜRK
03.02.2010
Nermin AYDINLI
7 Ocak 2010 Perşembe
KENDİNİZE GELİN
Vatandaş yeni yıla zamlarla girdi. Tekel işçileri eylemlerine inatla devam ediyor. Hükümet ise görmüyor. İşçinin, çiftçinin, memurun, emeklinin durumu ortada. Çalışana ve emekliye verilen zamların miktarı ise yoksulun derdine derman olacak gibi açıklanıyor.
İşsizlik ise almış başını gidiyor. Hukuk işletilmiyor. TSK ise allak pullak. Yani, Türkiye karmaşa, kaos ve kardeş kavgası ortamına çekiliyor. Halk sessiz ve umutsuzluk içinde. Bütün bunlar tehlike değil de nedir? Türkiye biran an evvel bu ortamdan kurtulmalıdır ama nasıl?...
Et ve tırnak gibi birbirine bağlı olan TÜRK ULUSU bölünemez ayrıştırılamaz. Yanlışlar doğru olarak gösterilmeye çalışılsa da hiç bir zaman doğru değildir. Ülkeyi yönetmek hafife alınamaz. İstikrarsızlığın ve kötü yönetimin faturası maalesef vatandaşa çıkarılıyor. Popülist yaklaşım ekonomiyi daha fazla çıkmaza sürüklüyor ve piyasaları alt üst ediyor. Kaynaklar ise kişisel ve politik amaçlar için rastgele kullanılıyor. Seçim zamanı halka mavi boncuk dağıtılıyor sonrası hüsran. İç ve dış borçlanma kapasitelerin doruğunda.
Devletin vatandaşından elini çekmesi yoksulları kaderine terk ediyor. Ülkede istikrar olsun diye süreksiz ve koşulsuz yanlışlara göz yumulması isteniyor. Yanlış her zaman yanlıştır!.. İçinden geçilen bu süreç siyasetin ne kadar yeteneksiz olduğunu ortaya koymuştur. Siyasal istikrarsızlık bir bütün olarak kamu hizmetlerine de yansımış ve kamu yönetiminin başarısızlığına diğer nedenlere ilave olarak çok fazla katkı yapmıştır.
Medya en iyi şekilde kullanılarak insanları eğlence ve hayal dünyasına sürüklüyor. Görselliğini en iyi şekilde kullanan Televizyon kanalları insanların fazla düşünmemesi ve yaşanan gerçeklerden uzaklaştırmak için çeşitli, renkli programlar ile dolu. Bütün bunlar ilgi dağıtmak ve her şeyden habersiz bir yaşama sevk etmektir.
Kan emiciler emellerine ulaşmak için her yolu denemektedir. Bazı kalemşörler de ya aymazlıklarından ya da menfaat peşinde olduklarından şakşakçılıklarını sürdürmektedir. Vatanseverler ve yoksul halkın dışında olanlar bu devletin her türlü nimetlerinden en iyi şekilde yararlanıyorlar, en lüks şekilde yaşıyorlar, en pahalı arabalara biniyorlar ve bindikleri dalı kesmeye çalışıyorlar.
Nedir Türkiye Cumhuriyeti Devletinden alıp veremediğiniz? Sizlerde hiç vicdan, vatan sevgisi yok mu?...
Bu ülkenin yurttaşı olarak sesleniyorum; Bu ülke kolay kurulmadı. Kendinize gelin ve vicdanınızı sorgulayın!...
07.01.2010
Nermin AYDINLI
İşsizlik ise almış başını gidiyor. Hukuk işletilmiyor. TSK ise allak pullak. Yani, Türkiye karmaşa, kaos ve kardeş kavgası ortamına çekiliyor. Halk sessiz ve umutsuzluk içinde. Bütün bunlar tehlike değil de nedir? Türkiye biran an evvel bu ortamdan kurtulmalıdır ama nasıl?...
Et ve tırnak gibi birbirine bağlı olan TÜRK ULUSU bölünemez ayrıştırılamaz. Yanlışlar doğru olarak gösterilmeye çalışılsa da hiç bir zaman doğru değildir. Ülkeyi yönetmek hafife alınamaz. İstikrarsızlığın ve kötü yönetimin faturası maalesef vatandaşa çıkarılıyor. Popülist yaklaşım ekonomiyi daha fazla çıkmaza sürüklüyor ve piyasaları alt üst ediyor. Kaynaklar ise kişisel ve politik amaçlar için rastgele kullanılıyor. Seçim zamanı halka mavi boncuk dağıtılıyor sonrası hüsran. İç ve dış borçlanma kapasitelerin doruğunda.
Devletin vatandaşından elini çekmesi yoksulları kaderine terk ediyor. Ülkede istikrar olsun diye süreksiz ve koşulsuz yanlışlara göz yumulması isteniyor. Yanlış her zaman yanlıştır!.. İçinden geçilen bu süreç siyasetin ne kadar yeteneksiz olduğunu ortaya koymuştur. Siyasal istikrarsızlık bir bütün olarak kamu hizmetlerine de yansımış ve kamu yönetiminin başarısızlığına diğer nedenlere ilave olarak çok fazla katkı yapmıştır.
Medya en iyi şekilde kullanılarak insanları eğlence ve hayal dünyasına sürüklüyor. Görselliğini en iyi şekilde kullanan Televizyon kanalları insanların fazla düşünmemesi ve yaşanan gerçeklerden uzaklaştırmak için çeşitli, renkli programlar ile dolu. Bütün bunlar ilgi dağıtmak ve her şeyden habersiz bir yaşama sevk etmektir.
Kan emiciler emellerine ulaşmak için her yolu denemektedir. Bazı kalemşörler de ya aymazlıklarından ya da menfaat peşinde olduklarından şakşakçılıklarını sürdürmektedir. Vatanseverler ve yoksul halkın dışında olanlar bu devletin her türlü nimetlerinden en iyi şekilde yararlanıyorlar, en lüks şekilde yaşıyorlar, en pahalı arabalara biniyorlar ve bindikleri dalı kesmeye çalışıyorlar.
Nedir Türkiye Cumhuriyeti Devletinden alıp veremediğiniz? Sizlerde hiç vicdan, vatan sevgisi yok mu?...
Bu ülkenin yurttaşı olarak sesleniyorum; Bu ülke kolay kurulmadı. Kendinize gelin ve vicdanınızı sorgulayın!...
07.01.2010
Nermin AYDINLI
31 Aralık 2009 Perşembe
YENİ YIL
Yeni yıldan umutlumuyuz? 2009 yılı ülkemize, milletimize acı, keder ve üzüntü dolu bir yıl oldu. Belki kişilerin hayatında küçük de olsa güzellikler olmuştur ama genel anlamda hoş anılar bırakmadı hafızalarımızda. İşsizlik çığ gibi büyüdü. Yoksulluğun etkisiyle aile kavramı yok olmaya başladı. Kültür yozlaşması ise kafaları allak pullak etti. Eğitim sistemimiz ezberci, sağlık sistemimiz yok olmuş, adalet ise kafalarda soru işareti!... Ekonomimiz düzelmedi, sanayimiz ilerlemedi, tarım ve hayvancılık sektörü ise can çekişiyor. AB hayali bizi çıkmaz bir yola sürükledi. Demokratikleşme ve Açılım adı altında ülke birbirine girdi. Etnik ve mezhepsel ayrılık ULUS olma kavramını sekteye uğrattı. Bir tarafta suçlu oldukları kanıtlanmadan içerde tutulanlar, bir tarafta Türkiye Cumhuriyetine meydan okuyanlar, diğer tarafta ise aba altından sopa gösterilip susturulmaya çalışılanlar!...
Evet 2009 da Ölümler, zulümler, bölünmeler yaşadık. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu kavrayamaz olduk. Vatandaş ise ekmeği’nin peşinde. Ülke sorunları çığ olmuş irade ortada yok. ATATÜRK’ün mirası Türkiye Cumhuriyeti üzerinde hain emelleri olanlar sinsi planlarını uygulamaya çalışıyor, işbirlikçileri ise ‘nerden nasıl nemalanabiliriz’ düşüncesi içinde. Türk ulusunun önem verdiği kurumlardan olan askeriyenin ‘darbe ve suikast’ iddialarıyla sarsıntıya uğratılması ise 2009 yılının son günlerinin en çarpıcı olayı!...
vs.
vs.
vs…………
İSTENEN:Toplumsal duyarsızlık (başarıyorlar mı acaba ne dersiniz???)
Evet 2009’u pek parlak geçirmedik.
Bakalım bize 2010 neler getirecek!...
Bütün umutsuzluklara rağmen HERKESİN YENİ YILINI KUTLAR SAĞLIKLI GÜZEL YARINLAR DİLERİM.
31.12.2009
Nermin AYDINLI
Evet 2009 da Ölümler, zulümler, bölünmeler yaşadık. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu kavrayamaz olduk. Vatandaş ise ekmeği’nin peşinde. Ülke sorunları çığ olmuş irade ortada yok. ATATÜRK’ün mirası Türkiye Cumhuriyeti üzerinde hain emelleri olanlar sinsi planlarını uygulamaya çalışıyor, işbirlikçileri ise ‘nerden nasıl nemalanabiliriz’ düşüncesi içinde. Türk ulusunun önem verdiği kurumlardan olan askeriyenin ‘darbe ve suikast’ iddialarıyla sarsıntıya uğratılması ise 2009 yılının son günlerinin en çarpıcı olayı!...
vs.
vs.
vs…………
İSTENEN:Toplumsal duyarsızlık (başarıyorlar mı acaba ne dersiniz???)
Evet 2009’u pek parlak geçirmedik.
Bakalım bize 2010 neler getirecek!...
Bütün umutsuzluklara rağmen HERKESİN YENİ YILINI KUTLAR SAĞLIKLI GÜZEL YARINLAR DİLERİM.
31.12.2009
Nermin AYDINLI
14 Aralık 2009 Pazartesi
PKK=DTP
Türkiye arka arkaya şehitlerine ağlarken, öteki taraftan yasaklanacağını bile bile söylemlerini hırçınlaştıran, PKK’nın siyasal temsilcisi DTP’nin kapatılması kararı gündeme damgasını vurdu. Demokrasilerde partilerin kapatılması çözüm değil elbet.
Ancak; iş, aş sorunu dururken, resmen bölücülük, teröristlik yapılıyor ve yasa dışı örgütler destekleniyorsa bu tarz partilerin kapatılmasının doğru karar olduğunu düşünüyorum. Bu kararın siyasal mı, yoksa yargı darbesi mi diye tartışılması DTP’nin kapatılması kararını değiştirir mi?
Bu güne kadar Türkiye’de 26 parti kapatılmış. En son kapatılan, PKK terör örgütünün açık destekçisi DTP’nin siyasi çizgisi yaklaşık 20 yıl öncesine dayanıyor. 1989 yılında Halkın Emek Partisi’nin (HEP) kurulmasıyla başlayan siyasi gelenek ÖZEP, ÖZDEP, DEP, HADEP, DEHAP ve DTP ile devam etmiştir. DTP’nin kapatılması başkanları Ahmet TÜRK’ün ve Aysel TUĞLUK ile birlikte 37 DTP’linin siyasi yasaklı olması diğerlerinin suçsuz oldukları anlamına mı geliyor?
Terörle Mücadele Kanunu’nda yer alan terör genel anlamıyla;” cebir ve şiddet kullanarak Anayasa da belirtilen cumhuriyetin niteliklerini ve düzenini değiştirmek, Türk devletinin ve cumhuriyeti’nin varlığını tehlikeye düşürmek, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, temel hak ve hürriyetleri yok etmek” şeklinde tanımlamıştır. Bu tanım tam olarak PKK terör örgütünün eylemleri ile örtüşmüyor mu? PKK terör örgütünün hedefi Türk devletinin bölünmez bütünlüğünü bozmak değil mi? Peki PKK’nın siyasal temsilcisi DTP değil mi?
Sert ve tehdit vari konuşmalar yapan diğer DTP’lilerin hızla yeni oluşum içinde olduklarını an ve an değiştirdikleri kararlardan açıkça anlaşılmaktayız. Sine-i millete gideceklerini söyleyen DTP’lilerin İmralı dan gelen talimat sonucun da Sine-i millet kararından vazgeçerek sadece meclis çalışmalarına katılmayacaklarını açıklamalarına ne demeli. Bu sözler ‘biz yine aynı çizgimizdeyiz bizleri meclisten atabiliyorsanız buyurun atın anlamına gelmiyor mu? Hasip KAPLAN Anayasa Mahkemesi’nin derhal kapatılması gerektiğini ve “Kim ki bizim kapatılmamızdan medet umuyor ise onlarla hesaplaşacaklarını söylüyor. Bu adamlar meclis kürsüsünde bölgelerinin ekonomik, sosyal sorunundan, halkın yoksulluğundan, ağaların nasıl bölge halkını sömürdüğünden ve bu sorunlara nasıl çareler bulunabileceğinden neden bahsetmiyorlar.
Yoksullaşan ve yoksunlaştırılan insanların kolayca kandırılabildiğini çok iyi bildikleri için çözüm yerine bu durumlarından nemalanmak işlerine geliyor çünkü…
Evet partiler bir ülkenin olmazsa olmazlarından. Halkın iradesini yansıtırlar ama bugün gelinen nokta hak temelli yaklaşım değil, birilerinin çizdiği istediği şekilde halkın yönlendirilmesidir. Ülkemiz bir kaos ve kargaşanın içine sürüklenip kendi değerlerini, kültürlerini ve yaşam felsefesini kaybetmeye başlamıştır. Toplumsal bilincimiz, ortak değerlerimiz yok edilmeye çalışılırken kavram kargaşası yaratılarak insanlar etnik ve mezhepsel bölünmeye sürüklenmektedir. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki bizim sorunumuzun Kürt,Türk, alevi, sünni vs.ler değil. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından bu yana son 30 yılda hazırları tükettiğimizi, taş üstüne taş koymadığımızı, devletçilik ilkesinden taviz verdiğimizi ve bu günde ATATÜRK, TÜRK, BAYRAK kavramlarını yok etmeye çalıştığımızı nasıl inkar edebiliriz?
Helen aymazlıkları devam eden, vatan hainlerine, onların işbirlikçilerine bir kez daha sesleniyorum;
Bizim sorunumuz KÜRT-TÜRK sorunu değildir.
Bizim sorunumuz ATATÜRK ilke ve devrimlerinden taviz verilmesi sorunudur.
Ulusal kimliğimizin yok edilmesi sorunudur.
Bağımsızlığımızın sekteye uğratılması sorunudur.
Halkımızın yoksulluğudur, yoksulluğun rant kapısı olarak görülmesidir…
Kurtuluş savaşında hiç kimse etnik ve mezhepsel sınıflandırılma yapılarak savaşmamıştır. Bu ülke birlikle kurulmuş, aynı dava için mücadele verilmiş ve bu günde Vatanın bölünmez bütünlüğü için canını veren Mehmetçiklerimiz hangi etnik ve mezhepsel kökenden diye sorgulanıp üzülünmemiştir.
Bu coğrafyada asırlardır kardeşçe yaşanmış, bundan sonra da yaşanmaya devam edilecektir.
Bu vatan hepimizin.
Vatanını seven herkesin ortak paydası Türkiye Cumhuriyetidir. Asırlardır Türk milleti hür yaşamış ve bundan sonra da bağımsızlığından ve bölünmez bütünlüğünden asla taviz vermeyecektir!...
“Arzumuz dışarıda bağımsız, içeride kayıtsız ve şartsız millî egemenliğimizi korumaktan ibarettir. Mustafa Kemal ATATÜRK
Nermin AYDINLI
14.11.2009
Ancak; iş, aş sorunu dururken, resmen bölücülük, teröristlik yapılıyor ve yasa dışı örgütler destekleniyorsa bu tarz partilerin kapatılmasının doğru karar olduğunu düşünüyorum. Bu kararın siyasal mı, yoksa yargı darbesi mi diye tartışılması DTP’nin kapatılması kararını değiştirir mi?
Bu güne kadar Türkiye’de 26 parti kapatılmış. En son kapatılan, PKK terör örgütünün açık destekçisi DTP’nin siyasi çizgisi yaklaşık 20 yıl öncesine dayanıyor. 1989 yılında Halkın Emek Partisi’nin (HEP) kurulmasıyla başlayan siyasi gelenek ÖZEP, ÖZDEP, DEP, HADEP, DEHAP ve DTP ile devam etmiştir. DTP’nin kapatılması başkanları Ahmet TÜRK’ün ve Aysel TUĞLUK ile birlikte 37 DTP’linin siyasi yasaklı olması diğerlerinin suçsuz oldukları anlamına mı geliyor?
Terörle Mücadele Kanunu’nda yer alan terör genel anlamıyla;” cebir ve şiddet kullanarak Anayasa da belirtilen cumhuriyetin niteliklerini ve düzenini değiştirmek, Türk devletinin ve cumhuriyeti’nin varlığını tehlikeye düşürmek, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, temel hak ve hürriyetleri yok etmek” şeklinde tanımlamıştır. Bu tanım tam olarak PKK terör örgütünün eylemleri ile örtüşmüyor mu? PKK terör örgütünün hedefi Türk devletinin bölünmez bütünlüğünü bozmak değil mi? Peki PKK’nın siyasal temsilcisi DTP değil mi?
Sert ve tehdit vari konuşmalar yapan diğer DTP’lilerin hızla yeni oluşum içinde olduklarını an ve an değiştirdikleri kararlardan açıkça anlaşılmaktayız. Sine-i millete gideceklerini söyleyen DTP’lilerin İmralı dan gelen talimat sonucun da Sine-i millet kararından vazgeçerek sadece meclis çalışmalarına katılmayacaklarını açıklamalarına ne demeli. Bu sözler ‘biz yine aynı çizgimizdeyiz bizleri meclisten atabiliyorsanız buyurun atın anlamına gelmiyor mu? Hasip KAPLAN Anayasa Mahkemesi’nin derhal kapatılması gerektiğini ve “Kim ki bizim kapatılmamızdan medet umuyor ise onlarla hesaplaşacaklarını söylüyor. Bu adamlar meclis kürsüsünde bölgelerinin ekonomik, sosyal sorunundan, halkın yoksulluğundan, ağaların nasıl bölge halkını sömürdüğünden ve bu sorunlara nasıl çareler bulunabileceğinden neden bahsetmiyorlar.
Yoksullaşan ve yoksunlaştırılan insanların kolayca kandırılabildiğini çok iyi bildikleri için çözüm yerine bu durumlarından nemalanmak işlerine geliyor çünkü…
Evet partiler bir ülkenin olmazsa olmazlarından. Halkın iradesini yansıtırlar ama bugün gelinen nokta hak temelli yaklaşım değil, birilerinin çizdiği istediği şekilde halkın yönlendirilmesidir. Ülkemiz bir kaos ve kargaşanın içine sürüklenip kendi değerlerini, kültürlerini ve yaşam felsefesini kaybetmeye başlamıştır. Toplumsal bilincimiz, ortak değerlerimiz yok edilmeye çalışılırken kavram kargaşası yaratılarak insanlar etnik ve mezhepsel bölünmeye sürüklenmektedir. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki bizim sorunumuzun Kürt,Türk, alevi, sünni vs.ler değil. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından bu yana son 30 yılda hazırları tükettiğimizi, taş üstüne taş koymadığımızı, devletçilik ilkesinden taviz verdiğimizi ve bu günde ATATÜRK, TÜRK, BAYRAK kavramlarını yok etmeye çalıştığımızı nasıl inkar edebiliriz?
Helen aymazlıkları devam eden, vatan hainlerine, onların işbirlikçilerine bir kez daha sesleniyorum;
Bizim sorunumuz KÜRT-TÜRK sorunu değildir.
Bizim sorunumuz ATATÜRK ilke ve devrimlerinden taviz verilmesi sorunudur.
Ulusal kimliğimizin yok edilmesi sorunudur.
Bağımsızlığımızın sekteye uğratılması sorunudur.
Halkımızın yoksulluğudur, yoksulluğun rant kapısı olarak görülmesidir…
Kurtuluş savaşında hiç kimse etnik ve mezhepsel sınıflandırılma yapılarak savaşmamıştır. Bu ülke birlikle kurulmuş, aynı dava için mücadele verilmiş ve bu günde Vatanın bölünmez bütünlüğü için canını veren Mehmetçiklerimiz hangi etnik ve mezhepsel kökenden diye sorgulanıp üzülünmemiştir.
Bu coğrafyada asırlardır kardeşçe yaşanmış, bundan sonra da yaşanmaya devam edilecektir.
Bu vatan hepimizin.
Vatanını seven herkesin ortak paydası Türkiye Cumhuriyetidir. Asırlardır Türk milleti hür yaşamış ve bundan sonra da bağımsızlığından ve bölünmez bütünlüğünden asla taviz vermeyecektir!...
“Arzumuz dışarıda bağımsız, içeride kayıtsız ve şartsız millî egemenliğimizi korumaktan ibarettir. Mustafa Kemal ATATÜRK
Nermin AYDINLI
14.11.2009
8 Aralık 2009 Salı
TÜRKİYE ŞEHİTLERİNE AĞLIYOR
Obama Kürt açılımına methiyeler düzerken yine göz yaşı, yine evlere düşen ateş…Yine analar, babalar ve sevdikleri ağladı.
Tokat’ta devriye gezerken açılan ateş sonucu şehit olan Fatih, Onur, Cengiz, Ferit, Harun, Kemal, Yakup 7 askerimiz…
Demokratikleşme çerçevesinde Kürtlere özerklik istenmesinin sonuçları…Yine şehit, yine göz yaşı!... İmralı’dakinin günlerini huzurlu ve mutlu geçirmesini isteyen ve Öcalan sorunu Kürtlerin sorunudur diyen belediye başkanları ve milletvekilleri ekranlara çıkıp millete aba altından sopa gösteriyorlar.
Türkiye 7 şehidine ağlıyor ve vatan hainleri sinsi planlarını uygulamaya devam ediyor. Günlerdir dağdan inen vatan hainleri şehirlerde boy gösteriyor. Onlar isteklerinin İmralı’daki olduğunu açıkça dile getirmekten çekinmiyor. Hala anlayamadığım bu adam suçlu ve cezasını çekmek zorunda değil mi?
Diğer mahkumlardan neden farklı davranılması gerekiyor?
Bu vatan haini, bu 30 bin kişinin katili değil mi?
Yandaşları böyle istiyor diye bu müsamaha neden?
Evet askerlik yan gelip yatma yeri değil sayın başbakan. Vatanı uğruna canını vermekten çekinmeyen gencecik fidanlarımızı, şehitlerimizi görüyorsunuz. Türkiye ağlıyor… Sizin çözümsüzlüğünüz sonucunda da ağlamaya devam edecek… DTP eş başkanı Türk bugün; demokrasi bedel istiyorsa, yürek istiyorsa biz her şeye hazırız diyor. Biz de hazırız,bunu bu zamana kadar ödediğimiz bedellerden anlamanız lazımdı oysa.Yazıklar olsun size,zihniyetinize. Bu oyun böyle devam etmez, etmemeli…
08.12.2009
Nermin AYDINLI
Tokat’ta devriye gezerken açılan ateş sonucu şehit olan Fatih, Onur, Cengiz, Ferit, Harun, Kemal, Yakup 7 askerimiz…
Demokratikleşme çerçevesinde Kürtlere özerklik istenmesinin sonuçları…Yine şehit, yine göz yaşı!... İmralı’dakinin günlerini huzurlu ve mutlu geçirmesini isteyen ve Öcalan sorunu Kürtlerin sorunudur diyen belediye başkanları ve milletvekilleri ekranlara çıkıp millete aba altından sopa gösteriyorlar.
Türkiye 7 şehidine ağlıyor ve vatan hainleri sinsi planlarını uygulamaya devam ediyor. Günlerdir dağdan inen vatan hainleri şehirlerde boy gösteriyor. Onlar isteklerinin İmralı’daki olduğunu açıkça dile getirmekten çekinmiyor. Hala anlayamadığım bu adam suçlu ve cezasını çekmek zorunda değil mi?
Diğer mahkumlardan neden farklı davranılması gerekiyor?
Bu vatan haini, bu 30 bin kişinin katili değil mi?
Yandaşları böyle istiyor diye bu müsamaha neden?
Evet askerlik yan gelip yatma yeri değil sayın başbakan. Vatanı uğruna canını vermekten çekinmeyen gencecik fidanlarımızı, şehitlerimizi görüyorsunuz. Türkiye ağlıyor… Sizin çözümsüzlüğünüz sonucunda da ağlamaya devam edecek… DTP eş başkanı Türk bugün; demokrasi bedel istiyorsa, yürek istiyorsa biz her şeye hazırız diyor. Biz de hazırız,bunu bu zamana kadar ödediğimiz bedellerden anlamanız lazımdı oysa.Yazıklar olsun size,zihniyetinize. Bu oyun böyle devam etmez, etmemeli…
08.12.2009
Nermin AYDINLI
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
