3 Aralık 2009 Perşembe

DAĞDAN İNDİM ŞEHİRE

DAĞDAN İNDİM ŞEHİRE

Ülkemizde gündemin hızla değiştiğini hep söylüyoruz. Gündemin hızına nedense erişilemiyor. Sağ olsun siyasilerimizde bu konuda çok becerikliler. Ağızlarından çıkan her söz olay oluyor ve günlerce medyada yer alıyor. Acaba ülkemiz de ne zaman sakin ve sessiz bir şekilde temel sorunlar çözüme kavuşabilecek merak ediyorum? Evet, arap saçına dönen demokratikleşme, açılım vs derken yıllardır ülkemizin üzerine çöreklenen PKK terörü yine gündem de.Yıllardır dağda siyasallaşma adı altın bizlere kan kusturan PKK’yı meclise taşımamızla birlikte bu isteklerinin ilk aşamasını tamamlamış bulunuyorlar.Şimdi sıra işbirlikçileriyle birlikte şehre inip, isteklerini hayata geçirmeye geldi. İmralı’dakinin planları bir bir uygulanıyor. Haydi gözümüz aydın hainler artık şehirde!...Analar ağlamayacakmış,
barış gelecekmiş. İzleyelim görelim!… Görünen köy de ne kılavuz ister ne de zaman aslında değil mi?
Şehir’e inmesine indilerde ya sonrası?...Bayramla birlikte PKK yandaşları Türkiye’nin dört bir yanında şov yapmaya başladılar. Üstelik çocukları kullanmaları ne acı…
Aldıkları emirleri uygulamaya geçiren Kandil den inenler kahraman edasıyla toplantılar ve basın açıklamaları yapıyor. Bu açıklamaları ne sıfatla yaptıklarını merak ediyorum? Bu olaylar ağır tahrik değil de nedir? PKK’nın siyasal temsilcisi olan DTP’lilerin açıklamaları tahrik edici ve tehdit edici değildir de nedir? Neymiş bütün bu olaylar İmralı’da yatan içinmiş. Katilin cezaevi koşullarının iyi olmadığını, İmralı’ya yapılan tavrın bütün Kürtlere yapıldığını, yani olmazsa olmazlarımızdan biri Öcalan diye bahseden bir parti bölücülük yapmıyor da ne yapıyor? Bu çocuk oyuncağı değil, herkes ayağını yere sağlam basmalı ve olaylar öyle değerlendirilmeli. PKK’nın provakasyonları devam ederde sonuç ne olur hiç düşündük mü? Bunlar korku terörünü uygulamaya bir bir geçiriyorlar. Taktik yanlış iyi düşünsünler sonuçlarını.
Zorbalıkla hiçbir şeyin halledilmeyeceğini çok iyi bilmeleri lazım. Yıllardır başımızın belası olan terörün şehirlerde olması etki-tepkiyi yaratacaktır. Bu da kaos, kargaşa ve ülkenin Ortadoğu ülkelerine dönmesi demektir maalesef. Lütfen akıllı olalım, adımlarımızı ona göre atalım. Bu mesele demokratikleşme deyip geçiştirilecek bir mesele değil. Vatan hainlerinin ve sinsi plan uygulayıcılarının tuzağına düşmeyelim. Özellikle devleti yönetenlerin ve karar uygulayıcılarının vatanın bölünmez bütünlüğünü, ulus olma özelliğini, vatandaşının da her türlü haklarını korumak ve gözetmek zorunda olduklarını unutmaması gerektiğini bilelim. Bu vatanın kolay kurulmadığını defalarca, her yerde anlatalım. Demokratikleşme adı altında, şehitlerimize, Atamıza, vatanımıza yapılan ve yapılacak olan ihaneti asla ve asla Türk Ulusu olarak kabul etmeyeceğimizi bir kez daha hatırlatalım.

03.11.2009
Nermin AYDINLI

1 Aralık 2009 Salı

TRAFİK KATLİAMI

Kimimiz hüzünlü, kimimiz neşeli bir kurban bayramını daha geride bıraktık. Her bayram yaşanan adeta kanıksadığımız trafik kazasında yine onlarca kurban verildi. Arife ve 4 günlük kurban bayramı boyunca yurt genelinde meydana gelen trafik kazalarında 82 ölü,481 yaralının olması kaçımızın dikkatini çekti? “Ateş düştüğü yeri yakar” sözü ne kadar doğru söylenmiş değil mi? Sadece bayramlarda değil diğer günlerde de kader diye geçtiğimiz trafik kazaları maalesef onlarca can almaktadır. Ülkemizde her saat 27 trafik kazasının olduğunu ve bu kazalarda günde 5-20 kişinin hayatını kaybettiğini, 200 kişinin de yaralandığını, ortalama her yıl 5-6 bin kişinin öldüğünü ve 100-200 bin kişinin de yaralandığını biliyormuyduk? Bu trafik katliamı değil de nedir sizce?..
Kaza sonunda hep suçlu aranır ama nedense derinlemesine inceleme yapılmaz. Araç ve sürücü sayısındaki artış, ehliyet alınmasının kolay olması ve sürücülerin aşırı hızlı araba kullanmaları sonucu, trafik de alınan önlemler de yetersiz kalmaktadır.
Ayrıca ehliyetsiz sürücüleri de (bilhassa yaşı 18 den küçük olanlar)unutmamak gerekir. Trafik kazalarının sebepleri çoktur ama, trafik kazalarının oluşmasında en önemli etmenin insanın olduğu aşağıdaki verilerle ortaya konmaktadır.

-İnsan faktörü %66
-Sürücü % 27
-Yolcu %1
-Araç Faktörü %5
-Yol faktörü %1

İnsan faktörüne bağlı trafik kazalarının nedenlerine gelince;
-Acemicilik
-Dikkatsizlik
-Uykusuzluk
-Hatalı sollama
-Aşırı hız
-Fazla yük taşımak
-Alkollü araç kullanmak
-Bazı ilaçları kullandıktan sonra araç kullanmak
-Trafik kurallarını dikkate almamak
-Rutin araç bakımlarını yaptırmamak…

Trafik kazalarından korunma yolları;

-Alkollü araç kullanmayınız
-Emniyet kemerinizi mutlaka takınız
-Araç kullanırken dikkatinizi dağıtmayınız
-Hız limitine dikkat ediniz
-Far ayarlarınızı kontrol ediniz
-Tehlikeli sürüş ve yakın takipten kaçınınız
-Bisiklet ve motosiklet kullanırken kaskınızı takınız
-Karşıdan karşıya geçerken geçiş kurallarına ve ışıklara riayet ediniz
-Kavşaklarda durunuz, tehlikeli yerlerde sollama yapmayınız
-Acelecilikten kaçınınız
-Trafikte dikkatli ve hoşgörülü olunuz.

Bütün bu uyarıların bizler için olduğunu lütfen unutmayalım.Herkese kazasız, belasız günler dileğiyle….

01.11.2009
Nermin AYDINLI

23 Kasım 2009 Pazartesi

ATAYA ŞİKAYET

Artık toplum olarak ne yapacağımızı ve nasıl davranacağımızı bilemez hale geldik. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmezken ne yazık ki geçmişimizi sorgulama durumunda bırakıldık. Cumhuriyetin kurulması sırasında yaşanılanlarla şimdi yaşanılanları kıyaslamak tehlike işareti değil de nedir?
Hele hele ATATÜRK posterlerinden ve Türk Bayraklarından rahatsızlık duyulması esef verici değil midir?
ATATÜRK karşıtları hiçbir detayı atlamıyor. Onlar, ATATÜRK’ü ya iyi incelememişler, ya da çok iyi bildiklerinden fikir ve düşüncelerini TÜRK milletinin zihninden ve kalbinden nasıl silebiliriz çalışması içerisindeler. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’ün milli hedeflerinden olan “Muasır Medeniyetler seviyesine ulaşabildik mi acaba? Peki ne olduğunu bile bilmediğimiz AÇILIM paketleriyle ulaşabilecek miyiz bu muasır medeniyetler seviyesine. İnsanları Türk, Kürt, alevi, sünni vs. etnik kökenleri nedeniyle kardeşi kardeşe kırdırarak mı ulaşılacak…
Ergenekon, ıslak imza, Dersim vs.ye dikkat çekilerek halkın yoksulluğu, ülkenin büyümesi, ekonomisi, işsizlik sorunu bir kenara bırakılmıyor mu? Ülkenin ekonomisini düzeltebilecek çalışma ve programlar neden açıklanmıyor?
Acaba ülkemizin bugünkü duruma düşmesinin en büyük sorumlusu ATATÜRK mü denilmek isteniyor!...
Tabi ki onlar suçludur, dünyada emsali görülmemiş bir galibiyete imza atmış, bağımsız Türk Ulusunu oluşturmuş ve Türkiye Cumhuriyetini bizlere emanet etmişlerdir.
ATAM dan Türkiye Cumhuriyetini kuranlardan, bu vatana canını verenlerden şahsım adına özür diliyorum. Demek ki bizim anlayabildiğimiz buymuş. Sizin kurduğunuz bu Cumhuriyetin ve az zamanda çooook işler başarmanızın hiçbir önemi yokmuş. Mirasyediler olarak sizin bıraktığınız toprakları, düşmanların giremediği limanları bir bir sattık, her yeri özelleştirdik. Lozan da masaya vurduğunuzu unutup, onlara yalvarır hale geldik. Binlerce Mehmetçiğimizin katilleri ile masaya oturduk. ATAM, maalesef tekrar hasta adam konumuna düşürüldük. Bizde modaya uyduk. Kendini aydın zanneden aydıncık sürüsünün, ulusun birliği ve üniter yapısını bozacak önerilerini dikkate aldık. Halkın güven duyması gereken kurumlarına çok büyük hasarlar verdik.
ATAM senin değer verdiğin Türk ve Türk Ulusu kelimelerinden rahatsız olmaya başladık. Teknolojinin bütün nimetleri kullanılarak bir bir değerlerin yok edilmesine seyirci kaldık.
ATAM ülkemize göz diken emperyalist güçlerin geçmişteki mağlubiyet intikamını vatan hainleri ile işbirliği yaparak almalarına göz yumduk. Maalesef tarihimizden hiç ders çıkarmadık. Senin tarih yazdığını nedense hep unuttuk.
AMA; Hiçbir şey için geç kalınmamıştır.

“Türk Milleti millî birlik ve beraberlikte güçlükleri yenmesini bilmiştir.”,
” Bizim başka milletlerden hiçbir eksiğimiz yok. Cesuruz, zekiyiz, çalışkanız, yüksek maksatlar uğrunda ölmesini biliriz.”,
” Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvelâ bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen, bütün iş ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki millî benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır”. M.Kemal ATATÜRK’ün sözleri Türk Milletine rehber olacaktır.

İşte biz; duyana duymana, görene görmeyene bir kez daha hatırlatalım: ATATÜK İLKE VE DEVRİMLERİ’NİN ışığı, Türkiye Cumhuriyeti üzerinde emelleri olanları bir gün MUTLAKA alaşağı edecektir.

Nermin AYDINLI
23.11.2009

14 Kasım 2009 Cumartesi

ŞEHİR EŞKİYASI

Günlük yaşamda da insan hayatı tehlike de. Şehirlerin keşmekeşliği içinde kaybolup gidiyorsun. Bir oyana savruluyorsun,
bir bu yana. Çeşitli olaylara şahit oluyor ve o anki psikolojinle ne yapacağını şaşırıyorsun. İnsanların güvensizliği hat safhada. Devletine güvenmiyor, çevresine güvenmiyor, ailesine güvenmiyor hatta kendisine bile güvenmiyor. Gözünün önünde olan her şeyi teğet geçiyor. Devlet kendi görevlendirdiği memuruna güvenmezse vatandaşın güvensizliği normal değil mi? Her şey birbirine bağlı hızla değişiyor. Vatandaş şaşkın, vatandaş çaresiz. Böyle olunca da normal adi olaylarda bile adaleti kendisinin sağlayacağını düşünüyor. Tabi ki bu düşünce yanlış. Hukuk sisteminin çökmesi demek kargaşa, kaos demektir. Evet, her gün olmasa da bazen garip olaylara tanık olmuşuzdur.

Sizlerle bir olayı paylaşmak istiyorum; Halk otobüsüne Kızılay’a gitmek için bindim ve bir durak sonra otobüse binen biri bayan ikisi erkek biletçiyi dövmeye başladılar. Otobüsün içinde bulunan yolcular araya girmeyi bırakın olay yerini terk ettiler. Şaşırdım! “İnsanlık ölmüş” diye düşündüm. Adamcağızın ağzı burnu kan içinde çaresiz bir şekilde karşı bile koyamıyordu. Otobüs boşalmış ve dört bayan kalmıştık. Ben ve kızım dayanamadık ayırmaya çalıştık ama şehir eşkiyalarının gözleri dönmüş bir vaziyette söyleneni dinlemeyi bırakın hiçbir şeyi gözleri görmüyordu. Bizlerin tepkisi ve şoförün de araya girmesiyle arabadan indirildiler. Taşlarla saldırıya devam ettiler ve arabanın camlarını kırdılar. Bu da bir terördür. Şehir terörü.
Bu ve buna benzer olaylar da her ne sebeple olursa olsun kaba kuvvetle kimse hakkını arayamaz. Bu ülkenin güvenliğini sağlayacak askeri, polisi ve adaleti var. Doğru değil ama; PKK’lıların şenlikle karşılanması ve serbest bırakılması hukuk sistemine olan güveni sarsmış ve kendilerin de bu hakkı görmüş sanırım. Bu tür olaylar toplumu huzursuz etmekte. Toplumun güvensizliği kargaşayı, korkusu ise eşkiyaların çoğalmasına neden olmaktadır. Yıllarca başımızın belası olan PKK terörüyle uğraşıldı, bundan sonra da Kent terörüyle uğraşılmasın. Mazallah iplerin elden kopması ülkeyi iç savaşa doğru sürükler endişesindeyim.
Türk Ulusu olarak devletimize, ordumuza ve adaletimize inanmaya ve güvenmeye devam edeceğiz. Seçilmiş, atanmış her kim olursa olsun Türkiye Cumhuriyetinin bölünmez bütünlüğüyle, değerleriyle, insanlarıyla, hak ve hukukuyla oynamaya hakkı yoktur.

14.11.2009
Nermin AYDINLI

25 Ekim 2009 Pazar

İÇİME SİNDİREMİYORUM.

Birkaç gündür kafalarda soru işareti bırakan PKK’lıların dağdan inmeleri ile ilgili haberleri esefle izlemekteyiz..İşte olan oldu bu işin sonu nereye varacak…Yurdun her bir köşesinde PKK’lılar şenlik yaparken, bu vatana canını vermiş oğullarını, eşlerini, babalarını geri isteyenler…Gözünü kırpmadan vatanım deyip bir parçasını kayıp etmiş gazilerimizin feryatları…Kahrolsun PKK diyenlerin coplanması…Ülkemden manzaralar.Bir bir izliyoruz film seyreder gibi. Bir taraf kan ağlıyor, diğer taraf zafer kazanmış edasıyla boy gösteriyor. PKK mı yoksa Ergenekon mu daha tehlikeli? diye vatandaşın kafası karıştırılıyor. Ergenekon terör örgütü adı altında gözaltına alınan henüz suçları sabit görülmemiş aydınlar hala içerde. Ya PKK’lılar jet hızıyla ayaklarına götürülen mahkemelerde ne söyletilip, serbest bırakılıyor. Makam araçlarıyla ve ikramlarla karşılanıyor. Gelen 34 PKK’lı kahraman ilan edilince elbette vatanını seven insanlar hain durumuna düşer ve bu süreçte arabozucu olur. PKK’nın terör örgütü olmaktan çıktığı bu son olaylarla tescillendi. Sıra ellerinde getirdikleri mektupta yazan İmralı’dakinin isteklerini yerine getirmeye geldi. EEEEEE adam boşuna mı o kadar kitapları okudu? İçerde başka ne işi vardı. Hem dinlendi hem de yıllar sonra kazanacağı zaferi hesap etti. Yattığı yerden terör örgütünü yöneten terörist başı sonunda 3 aşamalı yol haritasını açıklama da gecikmedi. Osmanlı’nın isyanları bastırmak için ele başları affedip, paşalık rütbesi vererek maaşa bağladığını, Osmanlı gibi büyük düşünülmesi gerektiğini söyleyen Kürt konusunda çalışmalar yapan Mümtaz TÜRKÖNE’ye ne demeli? Geniş kapsamlı bir af çıkarılarak başta terörist başı ve diğerleri bölücü olmadıklarını söyleyerek serbest bırakılacak, düşüncelerinden dolayı içeri giren aydınların zindanlarda çürütülecek olmalarına ise kader mi diyelim… Bir daha grup çağırmayacağını söyleyen terörist başı devletin gidip PKK ile görüşmesine bir şey demeyeceğini söylüyor. Sorarım size! Devlet teröristlerle masaya oturur mu?
Daha ne söylenir ki, içimize mi sindirelim, bunu mu bekliyorsunuz? Üzgünüm seyirci kalıyorum!... Millet kan ağlarken, vatan diye inim inim inlerken olanları içime sindiremiyorum.YA SİZ?...

24.10.2009
Nermin AYDINLI

20 Ekim 2009 Salı

PARDON

Haydi gözümüz aydın!..Demokratik açılım buymuş demek…Artık terör bitecek.PKK’lılar ellerinde mektupla barış elçileri olarak şehre indiler.Bir bayram havası, bir şenlik nerdeyse tatil ilan edilecek. Vatan haininin çocuk katilinin direktifiyle gelen teröristlerle birlikte birden demokratik bir ülke oluverdik. Sanırım AB’ye girmemizde bir engel kalmadı. Bu kadar kolaydı da neden yıllardır analar, babalar, eşler, çocuklar ağladı, ocaklar söndü? Neden gül gibi fidanlar soldu gitti? Pardon! PKK’lılar, vatan hainleri istemeden dağa çıktı, istemeden örgüt kararına uymak zorunda oldukları için sizleri şehit etti. Pardon! onlar masum, onların evleri, köyleri yok edilmiş…Onlar haklıymış Ya Sen Şehidim!...Üzülme! benim içim kan ağlıyor onların bu kadar rahat bir şekilde geldiklerini görünce…Vatanseverler bu kadar rahat değil. Kalemler her şeyi yazamıyor. Bakın olanlara, bakın onların rahatlığına acaba hayal mi görüyorum… Vatanı bölmek için örgüte katılacaksın, ölüm saçacaksın ve elini kolunu sallaya sallaya gelecek kahramanlar gibi karşılanacaksın. Demokratikleşme buymuş demek… Açlık, işsizlik ve yoksulluğun bitmesini istemek demokratik hak olmuyor, Kürt sorununda yanlış politikanın izlendiği, Kürt halkının ve önderinin barış ve demokratik çözümde ne denli kararlı, iyi niyetli ve ısrarlı olduklarını söylemeleri demokratikleşme oluyor. Türkiye sanayisini, ekonomisini, eğitimini, düzeltti sadece demokratikleşmesindeki en büyük engel olan Kürt sorunu kaldı. Pardon! Sizlerin Kürdistan’ın köy, kasaba ve şehirlerinde yeterli imkanlarla yaşamak istediğinizi unutmuştum. Pardon! Kürt kimliğinizin anayasal güvenceye sahip olarak özgür ve eşit yaşama istediğinizi unutmuşum. Pardon! ben, Türkiye Cumhuriyeti, Ülkesi ve Ulusuyla bölünmez bütünlüğüne, Tek devlet, tek ülke, tek ulus ve tek bayrak ülküsüne takılmış gidiyorum. Bu ülkede herkesin güllük gülistanlık içinde, sadece ve sadece kürt halkının her türlü ayrımcılığa maruz kaldığını unutmuşum. Pardon! Birileri tarafından artık dağdan inip siyasi arenada mücadele vermenizin istendiğini unutmuşum… Neden bu kadar sızlandım, neden geniş çerçeveden bakmıyorum olaylara. Sanırım ben çağ dışı, insan haklarını ihlal eden, ilerisini görmeyen halen Yurtseverlik peşinde koşan dar kafalı birisiyim…
20.10.2009

Nermin AYDINLI

4 Ekim 2009 Pazar

SORUNUMUZ AÇILIM MI?

Türkiye’nin bugünkü durumu çıkmaz ve tehlikeli bir yol almaya başladı. Bir tarafta açılımlar, bir tarafta yoksulluk, bir tarafta yozlaşmaya başlayan değerler… Gündemin hızına erişilemiyor. Açılım ve demokratikleşme diye bir yol tutturmuşuz ve bunun peşinde koşup duruyoruz. Neyi ne kadar biliyoruz. Bunlarla uğraşırken acaba Türkiye’nin en önemli sorunlarından olan Türkiye ekonomisini hiç merak ediyormuyuz? İhracatın düştüğünü, yatırımların durduğunu, işten çıkarmaların hızlandığını,vatandaşın alım gücünün azaldığını kaçımız biliyoruz.Türkiye tarımı ne durumda, çiftçinin, üreticinin sorunları nelerdir? İşsizlik rakamları açıklanırken kaçımız ciddi bir şekilde dinliyoruz. Maalesef birilerini kriz teğet geçerken yoksullukla uğraşan halkımız birilerinin hamuduyla götürdüklerinin bile farkında değiller. Kaldı ki açılım nedir? sorusuna cevap arayacaklar… Aslında bizim sorunumuz açılım ve demokratikleşme olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Dünya küreselleşme yaşarken, doğanın tahrip edilmesiyle birlikte emperyalist ülkelerin kaynakları azalmakta ve kendilerine yeni yeni kaynaklar aramaktadırlar. Bu da ekonomisi gelişmemiş, kaynakça zengin olan ülkeleri cazip hale getirmektedir. Ya direk saldırılmakta ya da çeşitli oyunlarla iç huzursuzluğa doğru itilmektedir. Orta doğu bugün kan gölüne çevrilmiş ve içler acısı bir durumdadır. Köprü vazifesini gören dört tarafı denizlerle çevrili ve doğa kaynakları zengin olan ülkemiz bazılarının iştahını kabartmaktadır. Empertalist güçlere karşı bir ders veren bu ulus nasıl yok edilir projesi üretilmektedir. Yıllarca iç içe yaşamış ve hiçbir şekilde ayrıştırılmamış kimlikler ayrıştırılmaya çalışılmakta ve hepimiz bir dipsiz kuyuya çekilmekteyiz. Bölge halkı da oynanan oyunun farkında değiller. Doğu ve güneydoğunun esas sorunu feodalitedir. Birileri Kürt vatandaşlarımızı rant kapısı görmektedirler. Kürt hakkı diyenler acaba Türkiye Cumhuriyetinde istedikleri yerlerde(mecliste, bürokrasi de ve her alanda) olmadılar mı? Ha! Hizmetin eksik olduğunu, yoksulluğun giderilmesi gerektiğini söyleyin o zaman biz de sizinle demokratik haklarımız diyelim. Yok kardeşim demokratik hak sadece bir tarafa olmaz, sizler hak derken diğer tarafın da haklarını çiğnediğinizin farkında değilsiniz. Bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin aynı haklara sahip olduğunu çok iyi biliyorsunuz ama içinizde ki birilerinin işine gelmiyor. Bunların amacı ülkemizi hem bölmek, hem de sömürge haline getirmektir. Zengin kaynakları kullanılmayan ülkemiz zamanla dışarı bağımlı hale gelecektir. Üretmeyen bir ülke ekonomisinin çökmesi bağımsızlığını kaybetmesi demektir. Yok kardeşim yok birilerinin sizin üzerinizden rant sağladığının farkında değilsiniz. İşsizlik ve gelişmemişlik sadece doğu ve güney doğuya mahsus bir sorun değil. Bu ülkemizin ve hepimizin sorunudur. Sanayinin durması, tarımın ve hayvancılığın yok olması hepimizin sorunudur. Eğitimsizlik, yoksulluk ve yoksunluk hepimizin sorunudur. Bunlar çözülürse zaten demokratik açılımı gerçekleştirmiş oluruz. Etnik ayrımcılık kendiliğinden ortadan kalkar ve işbirlikçiler, rantçılar amaçlarına ulaşamazlar.

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” sözü etnik kimliklerin ötesinde herkesi kucaklayan, bütünleştiricidir.

Ulu Önderimiz ATATÜRK’ün, “Türk milletini oluşturan bireylerin kökenleri ne olursa olsun, devlet yönünden tartışmasız eşitliğini, birlikte yaşama arzusunu, Türkiye Cumhuriyetinin üniter yapısına ve toprak bütünlüğüne sahip çıkılma bilincini içeren çağdaş bir olgu” olduğunu vurgulayan bu sözlerini hatırlatmak isterim.

Anayasamız da Türk milleti ve Türklük kavramları etnik baz da değil, kucaklayıcı, temsili anlamda yer almıştır.

Anayasamızın 3’üncü maddesine göre ,“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür”.

04.10.2009

Nermin AYDINLI