Sivil Toplum nedir? Sivil Toplumun faydaları nelerdir? vb. soruları hepimiz sormaktayız. Günümüzde yaygınlaşan, sık sık konuşulan sivil toplum nasıl olmalıdır ve bir ülkenin gelişiminde ki rolü nedir?
Sivil Toplum; insanların tek tek yapamadıklarını beraber yapmasıdır. Yani birlikteliği, gönüllülüğü ve dayanışmayı temsil eder.21.yüzyılda önemli bir kavram olan sivil toplum, akademisyenlerin yanı sıra buralara gönül verenlerin de tecrübelerinden yararlanılması gereken yerlerdir. Meslek odaları, sendikalar, vakıflar ve hemşehri dernekleri sivil toplumları oluşturur. Bir ülke de demokrasinin ve ekonominin gelişmesinde sivil toplumun etkisi olduğu kadar da aktif vatandaşlık anlayışını da getirir. Sivil toplum, demokratik bir toplum yaratılmasında, devlet-toplum, birey ilişkilerinin demokratik bir şekilde düzenlenmesinde önemli bir rol oynar. İnsanların gönüllü olarak bir araya gelmesiyle bir şeyleri yapmak için kurulan sivil toplumlar finansal ve örgütsel sorunlarının yanı sıra vizyonlarını belirleyemediklerinden dolayı da sıkıntılar çekmektedir. 150 bin STK’nın olduğu ülkemizde bunlardan 80 bin tanesini STK'lar, 60 bini hemşehri dernekleri, 5 bini meslek odaları, 3 bin kadarını da vakıflar vs. oluşturuyor. Türkiye’de günden güne sayısı artan STK’ların etkili oldukları söylenemez. Yani, STK sayının yüksek olması, sivil toplumun Türkiye'de etkili olduğu anlamına gelmiyor. Sivil toplumun hem örgütsel yaşam olarak, hem demokratik yönetim tarzı olarak beraber düşünülmesi gerekir. Sivil toplumlar dostluk ve arkadaşlıkların kurulduğu, acıların ve sevinçlerin paylaşıldığı ortak yerlerdir. Aktifliği sağlar içe dönük yaşantımızı dışsallaştırır. Gelişmemiş veya az gelişmiş ülkelerde her ne kadar boşa harcanan zaman olarak görülse de STK’lar, İnsanların boş vakitlerini randımanlı ve yararlı bir şekilde geçirmesini sağlar ve topluma yararlı bireyler kazandırır. STK’ların maddi çıkarı olmaz. Bazı STK’ların hedef kitlesi kuruluş amaçlarında belirlenen kitleler olup, belirledikleri alan dışında bir şey yapamazlar yani içe dönük çalışırlar. Bu da şu soruyu akla getirir. STK’lar gönüllümü yoksa profesyonel mi olmalıdır? STK’lar hem gönüllü, hem de profesyonel olmalıdır. Profesyonellik fazla katılım sağlamaz. Sadece gönüllülük de finansman sorununu halletmez. Bu nedenle ikisi de ayrı ayrı düşünülemez. Sivil toplumu hem örgütsel yaşam olarak, hem demokratik yönetim tarzı olarak beraber düşünülmesi gerekir. Güven ilişkisine dayanan sivil toplumlar da maddi-manevi lafı olmaz. Sivil toplum aktif ve sorumlu vatandaşlığın yaşama geçtiği alandır. STK’lar siyasi otoritenin baskısından uzak, kamusal alanda etkili kuruluşlardır. Gönüllülük temeline dayan STK’lar çoğulcu demokrasiden katılımcı demokrasiye geçişi sağlar.Yani; katılımcı demokraside birey, kendine yeni yaşam kalıplarını birey olarak değil, STK’lar sayesinde siyasi partilere girmeden de sağlayabiliyor. STK’lar bireysellikten toplumsallığa geçişi sağlar. Kişi yurttaşlık bilincini kazanır.Günümüz de hukukun üstünlüğü, temel insan hak ve özgürlükleri, katılımcı demokrasi ve laiklik vazgeçilmez evrensel değerlerdir. Bu evrensel değerler çerçevesinde devletin bütünlüğünü bozacak ayrımcılığa sapmamak şartı ile art niyetlilerinin arka bahçesi olmayan STK’ların aracılığı ile talepler ifade edilebilir ve haklar korunabilir.
Kısaca;Sivil Toplum Kuruluşlarının yönetimler üzerindeki etkinliği, o ülkeleri daha çağdaş ve demokratik hale getirmektedir. Bu nedenle STK’lar demokrasinin olmazsa olmaz unsurları olarak toplumsal hayatımızın odak noktasında yer almalıdır.
Kaynak:STK araştırmaları
Nermin AYDINLI
7 Haziran 2009 Pazar
26 Mayıs 2009 Salı
KİRALIK ÜLKE SINIRI
“53 yıldır tarım yapılmıyor. 3.5 milyon dönümlük arazi. Yabancıya verilirse 2058 yılına kadar Türkiye'nin sınırı yaban ellerde olacak. “ internet haberde gördüğüm bu başlık içimin bir kez daha cız etmesine neden oldu. Peki bu işin aslı nedir?
Türkiye, Suriye sınırı mayınlı bölge .Bu bölgenin mayınlardan temizlenmesi ve daha sonra bu toprakların kiraya verilmesi düşünülüyormuş… Buraya kadar doğru ve mayınların insanların hayatını tehlikeye soktuğunu, hayatlarını kaybeden binlerce kişinin olduğunu bu yüzden de oraların temizlenip yararlı bölge haline getirilmesinin doğru bir karar olduğunu hangimiz kabul etmez. AMA;? tartışmalar o kadar kritik halde ki! Bu da ülkemizi ve hepimizi etkileyecektir. Türkiye-Suriye sınırında ki mayınlı arazilerin temizliğini İsrail firması yapacakmış.Olabilir ama neden İsrail ???.
Gelelim bu toprakların durumuna;
Arazi çok büyük…53 yıldır bu alanda ekim yapılmadığı için toprak birinci kalitede ve verimi çok yüksek. Bu alan 677 kilometre…genişlik 300 ile 700 metre arası…Toplam 3.5 milyon dönümlük araziden söz ediliyor.Arazi Hatay, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin ve Şırnak illerini kapsıyor. Arazinin yüzde 80’e yakın bölümü birinci sınıf tarım alanı ve yüzde 70’i sulanabilir. Yani! bu toprakları alan yaşadı…
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan GÜNAYDIN,” mayınlı arazilerin açılması durumunda elde edilecek yıllık gelirin tahmini 20 milyon doların üzerinde olacağını, bu alandan 85 bin ton pamuk veya 102 bin ton buğday veya 212 bin ton mısırın elde edilebileceğinin mümkün olduğunu” söylüyor. Türkiye’nin tarım deposu niteliğinde olan bu arazi yıllardır dinlenmiş olduğundan organik tarım için ideal olduğu, dolayısıyla da bu araziden elde edilecek ürünün de doğal olması nedeniyle arazinin büyük değer taşıdığını öğreniyoruz.
Mayın temizleme işini yapacak şirketlere söz konusu arazilerin 49 yıllığına devredilebilinirmiş. Bu hususta da geçen yıl Haziran ayında yapılan yasal düzenlemede buna uygun şartlar bulunuyormuş. Bu haber kimimizin dikkatini çekti, kimimizin de dikkatini çekmedi. Sanırım yavaş yavaş topraklarımız da bizlerde kiracı durumuna geleceğiz.EEE paranın dini imanı yokmuş!!!
Nermin AYDINLI
26.05.2009
Türkiye, Suriye sınırı mayınlı bölge .Bu bölgenin mayınlardan temizlenmesi ve daha sonra bu toprakların kiraya verilmesi düşünülüyormuş… Buraya kadar doğru ve mayınların insanların hayatını tehlikeye soktuğunu, hayatlarını kaybeden binlerce kişinin olduğunu bu yüzden de oraların temizlenip yararlı bölge haline getirilmesinin doğru bir karar olduğunu hangimiz kabul etmez. AMA;? tartışmalar o kadar kritik halde ki! Bu da ülkemizi ve hepimizi etkileyecektir. Türkiye-Suriye sınırında ki mayınlı arazilerin temizliğini İsrail firması yapacakmış.Olabilir ama neden İsrail ???.
Gelelim bu toprakların durumuna;
Arazi çok büyük…53 yıldır bu alanda ekim yapılmadığı için toprak birinci kalitede ve verimi çok yüksek. Bu alan 677 kilometre…genişlik 300 ile 700 metre arası…Toplam 3.5 milyon dönümlük araziden söz ediliyor.Arazi Hatay, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin ve Şırnak illerini kapsıyor. Arazinin yüzde 80’e yakın bölümü birinci sınıf tarım alanı ve yüzde 70’i sulanabilir. Yani! bu toprakları alan yaşadı…
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan GÜNAYDIN,” mayınlı arazilerin açılması durumunda elde edilecek yıllık gelirin tahmini 20 milyon doların üzerinde olacağını, bu alandan 85 bin ton pamuk veya 102 bin ton buğday veya 212 bin ton mısırın elde edilebileceğinin mümkün olduğunu” söylüyor. Türkiye’nin tarım deposu niteliğinde olan bu arazi yıllardır dinlenmiş olduğundan organik tarım için ideal olduğu, dolayısıyla da bu araziden elde edilecek ürünün de doğal olması nedeniyle arazinin büyük değer taşıdığını öğreniyoruz.
Mayın temizleme işini yapacak şirketlere söz konusu arazilerin 49 yıllığına devredilebilinirmiş. Bu hususta da geçen yıl Haziran ayında yapılan yasal düzenlemede buna uygun şartlar bulunuyormuş. Bu haber kimimizin dikkatini çekti, kimimizin de dikkatini çekmedi. Sanırım yavaş yavaş topraklarımız da bizlerde kiracı durumuna geleceğiz.EEE paranın dini imanı yokmuş!!!
Nermin AYDINLI
26.05.2009
23 Nisan 2009 Perşembe
TRT ERMENİ FM
TRT Kürtçe radyo yayınından sonra TRT Ermeni FM.in de yayın hayatına başladığını biliyor musunuz?Evet, evet yanlış okumadınız Türk-Ermeni ilişkilerinin tartışıldığı bir dönemde tepki çekmemek için sessiz sedasız bir şekilde 1 Nisan sabahı yayına başlayan Radyo 6 Ermeni FM de diğer radyo kanalları gibi yayın yapacak. Ülkemizde Ermeni vatandaşların da demokrasiden yararlanmaya hakları yok mu ? diyenler olacaktır. Aynı coğrafyada yaşıyor olmamız, genelde benzeşen kültürlerimizin olması bazı şeyleri meşrulaştırmaz. Ülkemizde başka etnik kökenli (Çerkezler, Lazlar, Romanlar vs…) vatandaşlarımızın da yaşadığı unutulmamalıdır. NOT:(AB uyum yasaları çerçevesinde verilen haklar,emsal teşkil edeceğinden diğerlerinin de o haklara sahip olmasına engel değildir.) Yıllardır Ermeni ve PKK, ülkemizin en önemli sorunlarıdır. PKK terör örgütü nice yuvalar yıktı, nice kanlar akıttı ve bu günkü gelinen nokta (içime sindiremiyorum) meclise kadar girdi.Yani siyasallaştı.Bizim vergilerimizle resmi teröristliği elde etti.Orta Doğu projesi kapsamında Kürdistan haritasına ek olarak şimdi de Ermenistan haritası üzerinde çalışmaklar yürütülüyor galiba!...Çifte standart uygulayan ve ermeni mezalimi oldu diyenlere tarihi bir kez daha hatırlatalım:
“ Ermeniler; Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Türklerin hakimiyeti altında yaşamışlardır. Ermenileri Bizans'ın zulüm idaresinden kurtaran ve onlara insanca yaşama hakkını bahşeden, Selçuklu Türkleri olmuştur. Fatih döneminde ise, Ermenilere din ve vicdan hürriyeti en üst düzeyde verilmiş, Ermeni cemaati için dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek üzere Ermeni Patrikliği kurulmuştur. Tarih boyunca Romalılar, Persler ve Bizanslılar tarafından Anadolu'nun bir yerinden diğerine sürülen, savaşlara itilen ve çoğu kez üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gören Ermeniler, Türklerin Anadolu'ya girişlerinden sonra; Türklüğün adil, insani, hoşgörülü, birleştirici töre ve inancından yararlanmışlardır. Bu ilişkilerin gelişme ve doruğa ulaşma çağı olan 19. Yüzyıl sonlarına kadar süren devir, "Ermenilerin altın çağı" olmuştur. Osmanlı Devleti'nin çalışan, liyakatli, dürüst ve üretken her teb'asına sağladığı imkanlardan Gayr-i Müslimler içinde en çok faydalananlar; Ermeniler olmuştur.
Osmanlı Devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa'nın müdahalesine maruz kalınca, Türk - Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı Devleti'ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermenileri Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir. Özellikle Avrupa'nın bazı büyük devletleri "ıslahat" adı altında bir yandan Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermenileri, Osmanlı yönetimine karşı teşkilatlandırmışlardır. Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni Kiliseleri'nin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır.
Ermenilerin binlerce Türk'ün canına mâl olan isyan ve katliamları karşısında bile, Osmanlı Hükümeti'nin ortaya koyduğu sakin ve sağduyulu tavır, belgeleriyle sabittir. Ancak, tedhiş hareketleri bir türlü durmak bilmeyince hükümet, ülkenin çeşitli bölgelerinde yaşayan Ermenileri, savaş bölgelerinden uzak yeni yerleşim merkezlerine götürmek zorunda kalmıştır. Kafkas, İran ve Sina cephelerinin güvenlik hattını oluşturan bölgelerdeki Ermenilerin yerlerinin değiştirilmesi, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır. Ermenilerin sıkça dile getirdiği gibi yer değiştirme sırasında 1.5 milyon Ermeni ölmemiştir. Gerek Osmanlı ve Ermeni, gerekse yabancılara ait istatistikler, I. Dünya Savaşı döneminde Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin nüfusunun en fazla 1.250.000 civarında olduğunu göstermektedir. Yer değiştirme sırasında soykırım maksadıyla Osmanlı ordusu tarafından öldürülen bir tek Ermeni yoktur. Ermenilerin yer değiştirilmeleri, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır. Şayet, Osmanlı Devleti Ermeni tebaasından kurtulmak isteseydi; bunu asimilasyon yoluyla veya savaşı gerekçe göstererek rahatlıkla halledebilirdi. Osmanlı, yer değiştirme uygulamasıyla savaş şartlarında her an ölümle burun buruna gelebilecek olan yüz binlerce Ermeni'nin hayatını kurtarmıştır. Nitekim, yeni bölgelere yerleştirilen Ermeniler sağ salim hayatlarını sürdürürken, Rus ordusu saflarında Türklere karşı savaşan Ermeniler, savaş şartları gereği ölmüşlerdir. NOT:Ermeni terör örgütlerinin müşterek amacı; her fırsattan yararlanarak Türkiye'yi istikrarsızlığa sürüklemek ve sözde işgal altındaki Ermeni topraklarını kurtararak "Bağımsız Büyük Ermenistan"ı kurmaktır. Bugün devlet olma özelliğini de elde eden Ermenilerin, söz konusu isteklerinin değişik başlıklar altında devam ettiği de görülmektedir (kaynak:Forsnet)Ayrıca Ermeni meselesi konusunda TTK arşivlerinde ki bilgi ve belgeler incelenebilir.
Gelelim bu güne: Türkiye mevcut coğrafyasıyla stratejik ülke durumundadır.Yani köprüdür.Bu da Uluslararası politikada Türkiye’ye ayrıcalıklı bir konum sunmaktadır. OBAMA’nın gelişiyle tekrar gündeme gelen Ermeni meselesi umarım Türk milletini rencide etmeden çözülür. Gerek Ermeni,gerekse PKK terör örgütüyle Türkiye’ye baskı kurulmaya çalışılsa da ulusal politikamızdan asla taviz verilmemelidir.
Atatürk ne demiş: “Kapıyı aralık tutmayın, farkına varmadan ardına kadar açılır.”
Nermin AYDINLI
“ Ermeniler; Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Türklerin hakimiyeti altında yaşamışlardır. Ermenileri Bizans'ın zulüm idaresinden kurtaran ve onlara insanca yaşama hakkını bahşeden, Selçuklu Türkleri olmuştur. Fatih döneminde ise, Ermenilere din ve vicdan hürriyeti en üst düzeyde verilmiş, Ermeni cemaati için dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek üzere Ermeni Patrikliği kurulmuştur. Tarih boyunca Romalılar, Persler ve Bizanslılar tarafından Anadolu'nun bir yerinden diğerine sürülen, savaşlara itilen ve çoğu kez üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gören Ermeniler, Türklerin Anadolu'ya girişlerinden sonra; Türklüğün adil, insani, hoşgörülü, birleştirici töre ve inancından yararlanmışlardır. Bu ilişkilerin gelişme ve doruğa ulaşma çağı olan 19. Yüzyıl sonlarına kadar süren devir, "Ermenilerin altın çağı" olmuştur. Osmanlı Devleti'nin çalışan, liyakatli, dürüst ve üretken her teb'asına sağladığı imkanlardan Gayr-i Müslimler içinde en çok faydalananlar; Ermeniler olmuştur.
Osmanlı Devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa'nın müdahalesine maruz kalınca, Türk - Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı Devleti'ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermenileri Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir. Özellikle Avrupa'nın bazı büyük devletleri "ıslahat" adı altında bir yandan Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermenileri, Osmanlı yönetimine karşı teşkilatlandırmışlardır. Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni Kiliseleri'nin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır.
Ermenilerin binlerce Türk'ün canına mâl olan isyan ve katliamları karşısında bile, Osmanlı Hükümeti'nin ortaya koyduğu sakin ve sağduyulu tavır, belgeleriyle sabittir. Ancak, tedhiş hareketleri bir türlü durmak bilmeyince hükümet, ülkenin çeşitli bölgelerinde yaşayan Ermenileri, savaş bölgelerinden uzak yeni yerleşim merkezlerine götürmek zorunda kalmıştır. Kafkas, İran ve Sina cephelerinin güvenlik hattını oluşturan bölgelerdeki Ermenilerin yerlerinin değiştirilmesi, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır. Ermenilerin sıkça dile getirdiği gibi yer değiştirme sırasında 1.5 milyon Ermeni ölmemiştir. Gerek Osmanlı ve Ermeni, gerekse yabancılara ait istatistikler, I. Dünya Savaşı döneminde Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin nüfusunun en fazla 1.250.000 civarında olduğunu göstermektedir. Yer değiştirme sırasında soykırım maksadıyla Osmanlı ordusu tarafından öldürülen bir tek Ermeni yoktur. Ermenilerin yer değiştirilmeleri, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır. Şayet, Osmanlı Devleti Ermeni tebaasından kurtulmak isteseydi; bunu asimilasyon yoluyla veya savaşı gerekçe göstererek rahatlıkla halledebilirdi. Osmanlı, yer değiştirme uygulamasıyla savaş şartlarında her an ölümle burun buruna gelebilecek olan yüz binlerce Ermeni'nin hayatını kurtarmıştır. Nitekim, yeni bölgelere yerleştirilen Ermeniler sağ salim hayatlarını sürdürürken, Rus ordusu saflarında Türklere karşı savaşan Ermeniler, savaş şartları gereği ölmüşlerdir. NOT:Ermeni terör örgütlerinin müşterek amacı; her fırsattan yararlanarak Türkiye'yi istikrarsızlığa sürüklemek ve sözde işgal altındaki Ermeni topraklarını kurtararak "Bağımsız Büyük Ermenistan"ı kurmaktır. Bugün devlet olma özelliğini de elde eden Ermenilerin, söz konusu isteklerinin değişik başlıklar altında devam ettiği de görülmektedir (kaynak:Forsnet)Ayrıca Ermeni meselesi konusunda TTK arşivlerinde ki bilgi ve belgeler incelenebilir.
Gelelim bu güne: Türkiye mevcut coğrafyasıyla stratejik ülke durumundadır.Yani köprüdür.Bu da Uluslararası politikada Türkiye’ye ayrıcalıklı bir konum sunmaktadır. OBAMA’nın gelişiyle tekrar gündeme gelen Ermeni meselesi umarım Türk milletini rencide etmeden çözülür. Gerek Ermeni,gerekse PKK terör örgütüyle Türkiye’ye baskı kurulmaya çalışılsa da ulusal politikamızdan asla taviz verilmemelidir.
Atatürk ne demiş: “Kapıyı aralık tutmayın, farkına varmadan ardına kadar açılır.”
Nermin AYDINLI
8 Nisan 2009 Çarşamba
OBAMA'NIN ZİYARETİ
OBAMA Türkiye’ye gelecek diye hummalı çalışmalar yapıldı,Yollar kapandı,otobüs vs.seferleri iptal edildi.Tüm güvenlik önlemleri en üst seviyedeydi ve medya tüm haberlerini Obama geldi gelecek diye yaptı.Ayrıca OBAMA’nın yiyeceğini, içeceğini,aşçısını hatta klozetini bile beraberinde getireceğini öğrendik.Geçim derdimizi bile unutturacak kadar önemliydi koskoca dünya lideri ülkemizi şereflendirecek ve ağzına su bile deymeden, bize güvenmeden çekip gidecek.Olsun gelsin bizi onurlandırsın yeter. OBAMA sihirli değneğini deydirecek ülke ekonomisi düzelecek, yoksulluk bitecek, gelir düzeyimiz yükselecek, ülkemiz güllük gülistanlık olacak.Bizler bu düşünceler içindeyken Sevgili Obama.”Atatürk'ün asıl mirası laik demokratik Türkiye Cumhuriyeti dir” demez mi!...Bu da ATAMIZI anlamayanlara ve anlamak istemeyenlere sizce bir ders olmaz mı? Yani bizi bizden iyi anlayan nerdeyse Türk olduğunu bile düşündüğümüz OBAMA, zaten ezilmiş bir ırktan gelmiş olması nedeniyle olsa gerek sempatik yüzüyle gönüllerimizi fethetmişti. Adım adım onu medya aracılığı ile izledik. Hele hele ceylan derili koltuklu meclisimizde konuşmasını heyecanla beklerken;
1.Ermenistan sınırını açın
2.Heybeliada ruhban okulunu açın
3.Ermenistan sınırını açın.
3.Kürtlere eğitim ve sağlık ve diğer hizmetleri götürün vs.
Evet yanlış duymadık ABD Başkanı OBAMA’nın bu muhteşem gelişinin bize bir bedeli olacaktı. Herkesin gönlünü alarak vurgulanan bu hususlar ciddi ve kaygı vericidir. Orta doğu projesinin gecikmesi kan emicileri, parçalayıcıları, cennet ülkemizin her karışı şehit kanlarıyla sulanmış olan topraklarımızda gözleri olanları, kızdırmıştı. Bu gecikme birilerini harekete geçirdi ve OBAMA Türkiye’ye istekleriyle birlikte geldi.Ülkenin kaderini belirleyecek bu tehlikeli istekler ne anlama geliyor buna da Ankara’nın cevabı ne olacak merak konusu…
Nermin AYDINLI
1.Ermenistan sınırını açın
2.Heybeliada ruhban okulunu açın
3.Ermenistan sınırını açın.
3.Kürtlere eğitim ve sağlık ve diğer hizmetleri götürün vs.
Evet yanlış duymadık ABD Başkanı OBAMA’nın bu muhteşem gelişinin bize bir bedeli olacaktı. Herkesin gönlünü alarak vurgulanan bu hususlar ciddi ve kaygı vericidir. Orta doğu projesinin gecikmesi kan emicileri, parçalayıcıları, cennet ülkemizin her karışı şehit kanlarıyla sulanmış olan topraklarımızda gözleri olanları, kızdırmıştı. Bu gecikme birilerini harekete geçirdi ve OBAMA Türkiye’ye istekleriyle birlikte geldi.Ülkenin kaderini belirleyecek bu tehlikeli istekler ne anlama geliyor buna da Ankara’nın cevabı ne olacak merak konusu…
Nermin AYDINLI
3 Nisan 2009 Cuma
KANSER HAFTASI
1-7 Nisan Kanserle Savaş Haftası boyunca sergiler açılır. Hastalığın halka tanıtılmasına çalışılır. Gazetelerde, dergilerde, radyo ve televizyonda hastalıktan korunma yolları anlatılır. Yapılan araştırmalar yeni buluşlar, yeni ilaçlar açıklanır. Halk bu konuda aydınlatılır.Lütfen bu konuda kendimiz dahil duyarlı olalım ve çevremizdeki insanları uyaralım. Kanserle ilgili en küçük kuşkuya düşüldüğünde hemen doktora başvurmak gerektiğini anlatalım. Unutmayalım; kanserin erken belirlenmesi, iyileşmesini kolaylaştırır.
KANSERİN BELİRTİLERİ
Vücudun herhangi bir yerinde nedeni bilinmeyen şişkinlikler, sert¬likler, iyileşmeyen yaralar,
Vücudun çeşitli yerlerindeki benlerde ve siğillerde, renk ve büyük¬lük değişmeleri,
Durdurulamayan kanamalar,
Ses kısıklığı
Geçmeyen öksürük
Nedeni anlaşılamayan ateş ye zayıflama,
Büyük aptes alışkanlıklarındaki değişiklikler.
Bir hastalıktan korunmak için o hastalığın nedenlerinin bilinmesi önemlidir. Bugün kanserin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Kansere karşı alınacak önlemlerde, yapılacak savaşta temel ilke; kanser etkenlerinden kaçınmak ve hastalığın erken tanımıdır.
Kanser konusunda sık sık uluslararası konferanslar, seminerler, kong¬reler düzenlenir. Bu toplantılarda kanserin nedenleri, kanserden korunma yöntemleri, hastalığın erken tanımı ve iyileştirme yolları tartışılır. Yeni bulgular, yeni ilaçlar tanıtılır. Ülkemizde de son yıllarda bu tür çalışmalara ağırlık verilmiştir. Doktorlarımızın kanser konusundaki araştırmaları, ulusla¬rarası toplantılarda ilgiyle izlenmektedir.
Tıp biliminin gelişmesi, insanların eskiye göre daha bilinçli yardım istemeleri, pek çok insanı kanserden kurtarıyor. Gün geçtikçe kanserden kurtulanların oranı daha da artacaktır.
Kanser hemen her organda görülmektedir. Ancak bazı organlarda daha çok dikkati çekmektedir.
* Akciğer Kanseri : Ölüm oranı en fazla olan kanserdir. Sigara içen¬lerde daha sık görülür.
* Sindirim Sistemi Kanseri : Mide ve Kalın bağırsak kanseri önemli organ kanserleridir.
* Meme Kanseri : Elle tanımı yapılabildiğinden tedavi ve iyileşme oranı en çok olan kanser türüdür.
KANSERLE SAVAŞ
Kanser bir hücre hastalığıdır. Hücre, canlıların yapı taşıdır. Yapıları ve işlevleri birbirine benzeyen hücreler bir araya gelerek dokuları, dokular birleşerek organları ve sistemleri oluştururlar.
Hücrenin ana özelliği bölünüp çoğalmasıdır. Bölünüp çoğalan hücreler vücuttan atılır.
Kanser, hücrenin olağandışı bölünüp çoğalmasıdır. Kanserli hastalarda hücre, canlının zararına çoğalır. Organların işlevlerini yapmalarını engeller.
Halk sağlığı yönünden kanserin önemi; hastalığın öldürücü olması ve sık görülmesidir. Bu açıdan bakıldığında kanser hastalığı dünyanın en önemli sağlık sorunudur.
Kanserle savaşabilmek, zararlarını azaltabilmek için halka hastalığın önemini ve kanserle savaş yollarını anlatmak gerekir.
Tıp biliminin gelişmesi, insanların eskiye göre daha bilinçli yardım istemeleri, pek çok insanı kanserden kurtarıyor. Gün geçtikçe, kanserden kurtulanların oranı daha da artacaktır.
Kanser konusunda hastaya yardımcı olmak, hastalıkla ilgili araştırmaları desteklemek, doktorların eğitimine yardımcı olmak için 1947 yılında Ankara'da Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu adı ile bir dernek kuruldu. Dernek kuruluşundan bu yana yurttaşları kanserin erken tanımı ve iyileştirme konularında uyarıyor. Kanser hakkında bilgili olmamız için çalışmalar yapıyor. Bu kuruluş 1952 yılından beri Türk Kanser Haberleri adlı bir dergi çıkarmakta, isteyenlere dergiyi parasız göndermektedir.
1956 yılında Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu'nun önerisi ile Nisan ayının ilk haftası ülkemizde Kanser Savaş Haftası olarak kabul edildi. Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu'nun çabaları ile yurdumuzda ilk kanser hastanesi, 1956 yılında Ankara'da açıldı.
Kanser hastalığının gerçek nedeni tam olarak bilinmiyor. Ancak çok alkol ve sigara içenlerde, boya işlerinde çalışanlarda, kimyasal maddelerle uğraşanlarda, güneş ve röntgen ışınları altında uzun süre kalanlarda hastalık daha çok görülmektedir.
HERKESE SAĞLIKLI GÜNLER DİLERİM.
Nermin AYDINLI
KANSERİN BELİRTİLERİ
Vücudun herhangi bir yerinde nedeni bilinmeyen şişkinlikler, sert¬likler, iyileşmeyen yaralar,
Vücudun çeşitli yerlerindeki benlerde ve siğillerde, renk ve büyük¬lük değişmeleri,
Durdurulamayan kanamalar,
Ses kısıklığı
Geçmeyen öksürük
Nedeni anlaşılamayan ateş ye zayıflama,
Büyük aptes alışkanlıklarındaki değişiklikler.
Bir hastalıktan korunmak için o hastalığın nedenlerinin bilinmesi önemlidir. Bugün kanserin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Kansere karşı alınacak önlemlerde, yapılacak savaşta temel ilke; kanser etkenlerinden kaçınmak ve hastalığın erken tanımıdır.
Kanser konusunda sık sık uluslararası konferanslar, seminerler, kong¬reler düzenlenir. Bu toplantılarda kanserin nedenleri, kanserden korunma yöntemleri, hastalığın erken tanımı ve iyileştirme yolları tartışılır. Yeni bulgular, yeni ilaçlar tanıtılır. Ülkemizde de son yıllarda bu tür çalışmalara ağırlık verilmiştir. Doktorlarımızın kanser konusundaki araştırmaları, ulusla¬rarası toplantılarda ilgiyle izlenmektedir.
Tıp biliminin gelişmesi, insanların eskiye göre daha bilinçli yardım istemeleri, pek çok insanı kanserden kurtarıyor. Gün geçtikçe kanserden kurtulanların oranı daha da artacaktır.
Kanser hemen her organda görülmektedir. Ancak bazı organlarda daha çok dikkati çekmektedir.
* Akciğer Kanseri : Ölüm oranı en fazla olan kanserdir. Sigara içen¬lerde daha sık görülür.
* Sindirim Sistemi Kanseri : Mide ve Kalın bağırsak kanseri önemli organ kanserleridir.
* Meme Kanseri : Elle tanımı yapılabildiğinden tedavi ve iyileşme oranı en çok olan kanser türüdür.
KANSERLE SAVAŞ
Kanser bir hücre hastalığıdır. Hücre, canlıların yapı taşıdır. Yapıları ve işlevleri birbirine benzeyen hücreler bir araya gelerek dokuları, dokular birleşerek organları ve sistemleri oluştururlar.
Hücrenin ana özelliği bölünüp çoğalmasıdır. Bölünüp çoğalan hücreler vücuttan atılır.
Kanser, hücrenin olağandışı bölünüp çoğalmasıdır. Kanserli hastalarda hücre, canlının zararına çoğalır. Organların işlevlerini yapmalarını engeller.
Halk sağlığı yönünden kanserin önemi; hastalığın öldürücü olması ve sık görülmesidir. Bu açıdan bakıldığında kanser hastalığı dünyanın en önemli sağlık sorunudur.
Kanserle savaşabilmek, zararlarını azaltabilmek için halka hastalığın önemini ve kanserle savaş yollarını anlatmak gerekir.
Tıp biliminin gelişmesi, insanların eskiye göre daha bilinçli yardım istemeleri, pek çok insanı kanserden kurtarıyor. Gün geçtikçe, kanserden kurtulanların oranı daha da artacaktır.
Kanser konusunda hastaya yardımcı olmak, hastalıkla ilgili araştırmaları desteklemek, doktorların eğitimine yardımcı olmak için 1947 yılında Ankara'da Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu adı ile bir dernek kuruldu. Dernek kuruluşundan bu yana yurttaşları kanserin erken tanımı ve iyileştirme konularında uyarıyor. Kanser hakkında bilgili olmamız için çalışmalar yapıyor. Bu kuruluş 1952 yılından beri Türk Kanser Haberleri adlı bir dergi çıkarmakta, isteyenlere dergiyi parasız göndermektedir.
1956 yılında Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu'nun önerisi ile Nisan ayının ilk haftası ülkemizde Kanser Savaş Haftası olarak kabul edildi. Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu'nun çabaları ile yurdumuzda ilk kanser hastanesi, 1956 yılında Ankara'da açıldı.
Kanser hastalığının gerçek nedeni tam olarak bilinmiyor. Ancak çok alkol ve sigara içenlerde, boya işlerinde çalışanlarda, kimyasal maddelerle uğraşanlarda, güneş ve röntgen ışınları altında uzun süre kalanlarda hastalık daha çok görülmektedir.
HERKESE SAĞLIKLI GÜNLER DİLERİM.
Nermin AYDINLI
28 Ocak 2009 Çarşamba
YEREL SİYASET ve YEREL YÖNETİM
Yerel siyaset, yerel yaşamın bütün boyutları ile ilgilidir.Yaşanılan yerde ortak yaşamdan kaynaklanan gereksinimleri karşılamayı ve ortak sorunlara ortak çözümler bulmayı amaçlar.Yerel siyaset ortak yaşam kalitesinin yükseltilmesi ile ilgilidir.Yaşam kalitesi kentte yaşayan herkesin birlikte yaşamaktan kaynaklanan ve birbirine benzeyen ihtiyaçlarının karşılanması,bunun için gerekli hizmetlerin üretilmesi ile ilgilidir. Bir kentte veya yaşadığı bölgede yerel hizmetler yapılırken her kesimden vatandaşı kapsayacak şekilde yapıldığı söylenir.Kadın ve erkeklerin ayrı gereksinim ve beklentilerinin olduğu nedense unutulur.Yerel hizmetlerin odağında kadın olduğu söylense de baktığımızda bunun doğru olmadığı ortaya çıkar.Yerel hizmetler kadınların gündelik yaşamlarıyla yakından ilişkilidir.kadınlar ve erkekler yaşadıkları mekanları farklı kullanırlar.Kadınların kentte bakış açıları farklı olduğundan kadın, mahallesinde ve sosyal yaşamın da erkeklerden daha çok ihtiyaçlarını karşılamada zorlanmaktadır.Kadınların ulaşımdan, konuta, Pazar yerinden okul alanına,yeşil alanlardan sağlık kuruluşlarına kadar farklı kent hizmetleri ve alt yapıları hakkında beklentileri vardır.Kadınlar hayatlarını kolaylaştıracak hizmetler bekler. Acaba kadının hayatını kolaylaştıracak belediye hizmetleri nelerdir diye düşünülüyor mu? Yerel politika ve yerel yönetimler kadınların siyasal yaşama katılması ve siyasal alanda güçlenmesi için bir anahtardır.Her ne kadar kadınlar yerel yönetimlerde seçme ve seçilme hakkını genel seçimlere göre daha önce elde etmişse de günümüzde kadın aday sayılarına ve seçilebilirlik sıralarına bakıldığında yetersiz olduğu görülür.Yoksa yerel siyaset ve kent yönetimi kadınların bilemeyeceği, anlayamayacağı, bu yüzden de karışmaması gereken bir alan mı görülüyor?Yerel yönetimler insan haklarının yaşama geçirileceği yerler olduğu düşünülürse toplumsal cinsiyetimize ve bundan kaynaklanan farklılıklarımıza da saygı duyulması ve farklılıktan kaynaklanan ihtiyaçların da giderilmesidir.Belediyeler halktan aldıkları yönetme yetkisiyle kendilerini seçen yurttaşlara karşı sorumludur.Bu nedenle,yerel yönetimler demokratik olarak hesap verebilmelidir.Yerel yönetimlerin ve halkın yakın ve yüz yüze ilişkiler içinde olması iletişimi kolaylaştırmakta ve katılımcılığı sağlamaktadır.Bu da yerel yönetimleri demokratik yapar.Merkezi siyasi irade ile halk arasında aracı kurum olan yerel yönetimler,toplumdaki iktidarı çoğullaştırarak,bir yandan yurttaşların siyasete erişimlerini çeşitlendirir, bir yandan da çoğul iktidarların birbirini denetlemesini ve dengelemesini sağlar. Yaşama dair her şey olan yerel siyaset,dar çıkarların hizmetine koşularak pay koparılacak makamlar değil,yerel olanakların etken ve demokratik biçimde kullanılarak halkın refahını ve yaşam kalitesini yükseltmek için yönetilecek organlardır.Yerel seçimlerin hız kazanmasıyla başkan adayları bir bir projelerini açıklıyorlar. Yerel yönetime katılım kişilere kendi yaşamıyla ilgili kararları belirleme,siyasal tercihler yapma olanağı verdiğinden merak edip de gelecek beş yıl için umut beklediğimiz adayların yapacaklarını inceledik mi?Yoksa sadece benim partimden olması yeterli mi diye düşünüyoruz. Küresel krizin almış başını gittiği,insanların yokluk ve yoksullukla kıvrandığı bu günlerde liyakat sahibi kişilere ihtiyacımızın olduğu unutulmamalıdır. Yerel yönetimlerin aldıkları kararlar,eylem ve işlemleri ile yurttaşların nasıl bir kentsel çevrede yaşayacağını belirleyeceğinden umarım gerçekten iş yapacak,devlet ve millet hakkını koruyacak başkanlar seçilir.
Nermin AYDINLI
Nermin AYDINLI
4 Ocak 2009 Pazar
GAZZE KATLİAMI
İsrail vurdu, dünya durdu... Ve beklenen oldu! İsrail'den bir kanlı adım daha geldi! İsrail'in kara birlikleri Gazze'ye girdi diyor haberler…
Günler günleri kovalıyor ve zalim İsrail hala kana doymuyor.Bu ne kin,bu ne nefret…Bu kadar mı insanlığınızı ve insani duygularınızı yitirdiniz.Binlerce masum ve mazlumları yok ederken hiç mi vicdan azabı duymuyorsunuz ey zalimler!...İsrail ve yandaşları sevinç naraları atarken,nerede insan hakları?Nerede medeni ülkeler?En önemlisi ise din ulemaları ve İslam ülkeleri nerelerdesiniz?Dinimiz zalimin yanında olunmasını mı emrediyor.Ortadoğu kan ağlıyor, zalimler zulümlerine aralıksız devam ediyor.Dünya sanki bir oyun izliyormuş gibi sessiz ve kılını bile kıpırdatmıyor.Korkuyorum,ürperiyorum insanlar insanlığını yitirmiş diye…O bombardımanlar arasında çaresiz,kimsesiz kendi kaderlerine terkedilmiş mazlum insanlara neden el uzatılmıyor?Neden kana susamış İsrail’e dur denmiyor???Bizim canımızı yakan, gencecik evlatlarımızın canına kıyan ve ülkemizi parçalamak isteyen PKK teröristlerine yönelik Irak harekatı sırasında başta ABD olmak üzere “masum insanların canlarından endişeleniyoruz,Irak sınırlarını terk edin” diyenler nerede şimdi?Onlar masum oluyorlar da peki GAZZE’deki kadın,çoluk,çocuk ne oluyor sorarım size?YETER bu kadar zulüm.Formalite açıklamalar bırakılmalı köklü çözüm bulunmalıdır. İslam ülkelerinin prensleri, biraz olsun ihtişamlı saraylarından kafalarını çıkarıp yanı başlarında neler olup bitiyor diye bakmalıdır.Bu en önce insanlık ayıbıdır.Filistin'de işlenen katliam, insanın insana karşı nasıl vahşileşebileceğinin korkunç bir örneğidir. Bütün insanlığın gözü önünde işlenen bu katliamı, dünyanın en korkunç terör mekanizmasına dönüşen İsrail devletini insanlığımızı hunharca katletmekten dolayı kınıyorum.
İşte size Filistinli bir çocuk olan ŞEYMA’nın çığlığı!...
Ben bir filistinli savaş görmüş çocuğum
mescid-i aksa'nın gözlerinde hep yaş görmüş çocuğum
ne suç işlemiştim ki koptu ayağım elim
anne derdim başka bir kelime bilmezdi dilim
gitti bir şafak vakti zindana dönmedi babacığım
öyle çok özledim ki nerede anacığım
bir gün yürüyecektim düşüp oynayacaktım
ağlayan mescid-i aksa'da gidip okuyacaktım
hani avrupalı vampirler, hani insan hakları
kandan geçilmez oldu filistin gazze'nin sokakları
mekansızlar varmış ne masallar okudu
yardımın ne zaman ya rab kirli eller namuslara dokundu
ne cevap vereceksin nebi sorduğu zaman
yardıma gidemezsen ağla sen ey müslüman
ah bir dile gelse de dinlesen dağ taşı
nasıl tekmeleniyor şehidin kesik başı
ben her gün öldürmeyen ölümü tadıyorum
idrakin çıldırdığı zulmü yaşıyorum
siz Avrupa’lı sürüler nemrutları geçtiniz
siz kannar olan allah'ın azabını geçtiniz
siz ey gafletteki müslümanlar köpekleri besleyin
geçin ekran başına uyuklayın esneyin
yok mu bu zalimlerin zulmünü durduracak
akan müslüman kanının hesabini soracak
bu dünya sizin olsun rabb'ime gideceğim
gafletteki müslümanları şikayet edeceğim...
HERKESİ DUYARLI OLMAYA DAVET EDİYORUM.
Nermin AYDINLI
Günler günleri kovalıyor ve zalim İsrail hala kana doymuyor.Bu ne kin,bu ne nefret…Bu kadar mı insanlığınızı ve insani duygularınızı yitirdiniz.Binlerce masum ve mazlumları yok ederken hiç mi vicdan azabı duymuyorsunuz ey zalimler!...İsrail ve yandaşları sevinç naraları atarken,nerede insan hakları?Nerede medeni ülkeler?En önemlisi ise din ulemaları ve İslam ülkeleri nerelerdesiniz?Dinimiz zalimin yanında olunmasını mı emrediyor.Ortadoğu kan ağlıyor, zalimler zulümlerine aralıksız devam ediyor.Dünya sanki bir oyun izliyormuş gibi sessiz ve kılını bile kıpırdatmıyor.Korkuyorum,ürperiyorum insanlar insanlığını yitirmiş diye…O bombardımanlar arasında çaresiz,kimsesiz kendi kaderlerine terkedilmiş mazlum insanlara neden el uzatılmıyor?Neden kana susamış İsrail’e dur denmiyor???Bizim canımızı yakan, gencecik evlatlarımızın canına kıyan ve ülkemizi parçalamak isteyen PKK teröristlerine yönelik Irak harekatı sırasında başta ABD olmak üzere “masum insanların canlarından endişeleniyoruz,Irak sınırlarını terk edin” diyenler nerede şimdi?Onlar masum oluyorlar da peki GAZZE’deki kadın,çoluk,çocuk ne oluyor sorarım size?YETER bu kadar zulüm.Formalite açıklamalar bırakılmalı köklü çözüm bulunmalıdır. İslam ülkelerinin prensleri, biraz olsun ihtişamlı saraylarından kafalarını çıkarıp yanı başlarında neler olup bitiyor diye bakmalıdır.Bu en önce insanlık ayıbıdır.Filistin'de işlenen katliam, insanın insana karşı nasıl vahşileşebileceğinin korkunç bir örneğidir. Bütün insanlığın gözü önünde işlenen bu katliamı, dünyanın en korkunç terör mekanizmasına dönüşen İsrail devletini insanlığımızı hunharca katletmekten dolayı kınıyorum.
İşte size Filistinli bir çocuk olan ŞEYMA’nın çığlığı!...
Ben bir filistinli savaş görmüş çocuğum
mescid-i aksa'nın gözlerinde hep yaş görmüş çocuğum
ne suç işlemiştim ki koptu ayağım elim
anne derdim başka bir kelime bilmezdi dilim
gitti bir şafak vakti zindana dönmedi babacığım
öyle çok özledim ki nerede anacığım
bir gün yürüyecektim düşüp oynayacaktım
ağlayan mescid-i aksa'da gidip okuyacaktım
hani avrupalı vampirler, hani insan hakları
kandan geçilmez oldu filistin gazze'nin sokakları
mekansızlar varmış ne masallar okudu
yardımın ne zaman ya rab kirli eller namuslara dokundu
ne cevap vereceksin nebi sorduğu zaman
yardıma gidemezsen ağla sen ey müslüman
ah bir dile gelse de dinlesen dağ taşı
nasıl tekmeleniyor şehidin kesik başı
ben her gün öldürmeyen ölümü tadıyorum
idrakin çıldırdığı zulmü yaşıyorum
siz Avrupa’lı sürüler nemrutları geçtiniz
siz kannar olan allah'ın azabını geçtiniz
siz ey gafletteki müslümanlar köpekleri besleyin
geçin ekran başına uyuklayın esneyin
yok mu bu zalimlerin zulmünü durduracak
akan müslüman kanının hesabini soracak
bu dünya sizin olsun rabb'ime gideceğim
gafletteki müslümanları şikayet edeceğim...
HERKESİ DUYARLI OLMAYA DAVET EDİYORUM.
Nermin AYDINLI
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
